Diğer Röportajlarımız :





Gazeteci - Yazar
Bülent TEKİN:
Artık Emperyalizm,
Sömürgecilik ve Kölelikten Daha İleri,
Geliştirilmiş Formüller Buldu:
KÖPEKLEŞTİRMEK!


Röportaj: Aydın ALKAN


“Aydın çağından mesuldür” hakikati çerçevesinde, Mardin’den yazan bir yazar olarak, Teröristbaşı Amerikanın ve İşbirlikçilerinin Türkiye üzerinde yürüttükleri gizli-açık işgal politikaları hakkında neler söyleyebilirsiniz…
Mardin tam Ortadoğu’da bir kent. Yani Amerikan emperyalizminin cirit attığı topraklarda olan bir Türkiye kenti. Böylesi bir kent ve civarının emperyalist ajan ve işbirlikçilerince dolu olması doğanın bir kuralı olmalı. Ama ne-yazık-ki janjanlı görünümüyle bir İstanbul aydınının yanında bir Mardin aydınının ederi aynı olmuyor. Çünkü emperyalizm işgal edecekleri ülkeleri metropol kentlerinin aydınlarıyla(!) daha çok dezenformasyona (bilgi kirlenmesine) ve manipülasyona (yönlendirmeye) uğratabilir. Yazı çizi hep metropollerde olmaktadır daha çok.
Boyalı basın ve görsel medya patronları metropollerdedir. (Aslında siyasi tavır gösterseler de) Onları elde etmek kolaydır. Para (dolar), şöhret, mal-mülk edindirme; dün antiemperyalist olanı bugün emperyalist yapabilmektedir. Hatta öyleleri var ki, sosyalizmin romantikliğini yaşarken Filistin kamplarında eğitim görüp, bugün bir numaralı İsrailci ve Amerikancı-aslında Siyonizm demek daha doğru olur ya!-menfaatleri savunmaktadır. At izi it izine karışmıştır. Sosyalist sistem yıkılmıştır. Tek kutuplu dünya ABD imparatorluğunun insafına(!) bırakılmıştır. ABD, diğer ülkeleri (Üçüncü Dünya ülkelerini)-AB’yi de yanına alarak-kendine bağlı birer kent yapmaya çalışıyor. (Emperyalizmin (globalizm) plânların Üçüncü Dünya yağmalanması üzerine kuruludur.) Ülkeler artık birer birer ABD’nin kent devletleri olma yolundadır.
Bonapartizm, faşizm, asker-polis diktatörlükleri, artık sosyal demokrasiyle birlikte ABD imparatorluğunun teşhirinden (sunumundan) kalkmıştır. ABD-AB ile birlikte-salt demokrasi, insan hakları, eşitlik, barış gibi kutsal kavramlara-aslında hiç inanmadığı halde-sarılmakta ve tüm bunların karşısında terörizmi görmektedir. Ülkesini savunan, ABD emperyalizmine karşı savaşan tüm örgütlere terörist demektedir. Bu durumda Afganistan dağlarında Amerikan işgalcilerine karşı savaşan El Kaide, Taliban terörist ilan edilmektedir. Yine Lübnan’da İsrail faşizmine direnen Hizbullah ta bir teröristtir bu mantıkla. İsrail Siyonizm’ine ciddi darbeler vuran Hamas ta teröristtir. Bu kadar yalan olur mu?(Bunlar kendiliğinden mi terörist oldular(?) ) Irz, namus, insanlık onuru için mücadele eden, savaşan ve-eğer şehitlik mertebesi diye bir şey varsa-şehit düşenlere BM’nin de onayıyla-BM artık bir, ABD derneğidir-terörist demek hayatında hiç ölümü duymayan yeni doğmuş bir çocuk olmayı gerektirir.
Ben milyar dolarları olan Ladin’in Afganistan mağaralarında elinde silahıyla mücadelesini görmezlikten nasıl gelirim? O hiç İslami düşüncelerini parlamenter olmak, başbakan olmak ya da cumhurbaşkanı olmak için kullanıyor mu? El Kaide’nin hedefsiz-salt düşmanı kapsamayan-dost ve sivil yurttaşlarını da hedefleyen eylemlerini savunacak değilim. Ama vatanı için vücudunun tüm zerrelerini havaya saçıyorsa, bu inanmışlığı görmezden gelebilir miyim? Bu eylemleri tasvip etmiyoruz ama düşünüyorum: Faşist bir devlet gelip sizi işgal ediyor, her şeyinize el koyuyor. Dünyanın en acımasız silahlarını kullanıyor. Bu durumda siz ne yapmalısınız? Seyredecek misiniz? Bu durumda “teröristbaşı” kim oluyor? Yurtseverler mi, işgalciler mi? (Öyle bir dezenformasyona uğradık ki-savunmuyorum ama-El Kaide’nin kendini patlatarak yaptığı eylemlere naletle bakarken, ölen her Amerikalı asker için ağlamaklı oluyoruz. Bunların hangisi doğru? Tabii ki hiçbiri. Ama ölen her Amerikalı asker ABD’nin içinde fırtınalar koparmaktadır.) Artık emperyalizm sömürgecilik ve kölelikten daha ileri, geliştirilmiş formüller buldu: Köpekleştirmek! Ona boyun eğen ve hizmet eden bir yapılaşma! Köpekleşmenin şerefini ispatlamaya çalışıyor.
ABD emperyalizmi globalleşmeyi derinleştirerek polarizasyonu (kutuplaşmayı) da derinleştiriyor. Ya ondan olacaksın ya terörist(?!) Aydın-işte-tüm bunları analiz etmelidir. Türkiye tabii ki ABD’nin hedefleri arasındadır.
Ilımlı İslam modelini (AKP vasıtasıyla) inşa ettirerek petrol zengini Arap ülkelerine-doğrusu kendine hizmet eden –bu modeli uygulamayı düşünmektedir. BOP’un merkezinde-işte bu nedenledir ki-Türkiye vardır. Çünkü artık sömürgeciliğin klasik biçiminin ipi pazara çıkmıştır. ABD’nin ülkemizi işgal politikasının temelinde insanımızı ütopyasızlaştırmak vardır. İnsanlar düşünmemelidirler. Birilerinin yönetmesini-rızaya dayalı olarak(!)-sağlamak en kolay yoldur. Her şeye evet diyen, her şeyi temsil eden,-aslında hiç öyle olmadıkları halde, öyle görünen-iktidarlar Amerika’nın Türkiye’de yapmak istediğidir. Ülkede oya dayalı-Suriye’de de seçim yapılıyor(!)-Baas tipi bir demokrasiyi Batı tipi demokrasi adı altında yutturma propagandası yapılıyor gibi geliyor bana. %47’lerde olan oyları %60’lara, sonra %80’lere çıkarma düşünceleri olabilir ABD’nin. Esad’a sorarsanız, ülkemde 23 siyasi parti var der. Ancak oyların %99’unu Baas alır, zaten diğerlerinin de Baas’tan farkı yoktur.
Belki de böylesi bir demokrasi bile düşlenmiş olabilir. Bugün Türkiye-ABD’nin tüm gizli hedeflerini bilmesine karşın-ABD’nin ve onun en büyük dostu İsrail’in-her ne söylenirse söylensin-müttefikidir.
Ülkem İsrail’in cirit attığı, Sorosların gümbür gümbür iş yaptığı Müslüman devlet oldu(!) Aydın bunlara seyirci kalıp, destek veriyorsa iyi piyasa yapıyor demektir ülkemizde. Ama aykırı(!) sözler söyleyenlerin tu kaka edilmesi de teslim olmuş-bir kısım-medya için iyi bir fırsattır. Amerikanın Müslümanları çok sevdiği günleri yaşıyoruz. (Fethullahçılık ABD’den tv ve gazete fetihlerini günbegün artırmaktadır.) O sevgi o kadar büyük ki, nerdeyse dinsel kurallarımızı yeniden yorumlamaya ve-ne tuhaftır ki-hak ve özgürlüklerinden söz ederek ülkemizdeki Kürtlerin kimliklerini tanıma yerine onları Müslüman kimliği içinde eritme yöntemini-zaten Kürtler Müslüman değil midirler?-kullanıyorlar.

Bir röportajınızda, “Yazar olanla -bulunanla- yetinmeyendir. Durumdan memnun olmayandır. Muhaliftir. Olmak zorundadır” demişsiniz… Söz konusu “muhalif yazar”ın tavrı sizce nasıl olmalıdır?
Yazar en güzeli yazmak zorundadır. Onun başka çaresi yoktur. En güzeli, en iyiyi, en doğruyu savunmak zorundadır. Çünkü onu yaratan toplumun kültürel mirasıdır. O miras onu yetiştirmiştir. Onun bu durumda topluma karşı sorumlulukları ve ödevleri vardır: Doğruları çıkarıp bilmek, yazmak ve söylemek! Yani bir eylem adamıdır yazar! İnsan bir makine olmadığı için, bastırılmış iyi-kötü duygularını içinde taşır. Bu değil midir ki, yılların solcusu, bir günde sağcı olabiliyor. Adı ne olursa olsun, ister insan hakları, ister insani yardım, yardımlaşma, demokrasi, sosyalizm, anne, evlat ya da baba-en küçük birlikten devlete kadar tüm otoriteler kısa bir süre içinde oligarşinin (bir grup elitin) eline geçiyor. Bu -ne yazık ki- insanın yaratılışında var:
Sahip olmak, sahiplenmek, çıkar, fırsat… En ideal amaçlarla bile kurulan bir örgütün tersini yapacağı olasıdır. Bu zaten diyalektik kuralıdır. Her şey kendinde zıddını taşır. Sovyet sosyalizminden arda ne kaldı? Gorbaçovları kimler yarattı? Amerikan yaşam biçimi kimleri hayallere sürüklemez? Sözde komünist yapı içinde özel mülkiyet nasıl açıklanır? Bugün dünyanın en büyük şirketleri arasında Ruslar yok mudur? Milyar dolarları olan Rus işadamları dolarlarını Mars’tan mı getirdiler? Her yapıda, her demokratik birimde yazar (aydın) doğruları bulmak zorundadır! Doğrular her zaman yanlışların düşmanıdır. O halde daha güzeli, daha iyiyi bulmak için güzelle yetinmemek gerekir. İyi ve güzelle yetinmemelidir aydın. O daha iyici, daha güzelci ve hatta en iyici, en güzelci olmak zorundadır. Bu yol da ancak mevcuda (olana) muhalefet etmekle olur. Onun için yazarın muhalifliği azınlık bir çıkar grubu için olumsuz olabilir. Ama çoğunluk için olumluluktur. Bu daha çok sol edebiyat yaptığını iddia eden-aslında pek iddia eden yoktur ya!-yazarların öncelikli görevidir. Çünkü o, kimsesizlerin, mağdurların, çarıksızların, ezilenlerin, gariplerin, sahipsizlerin yanında olmak zorundadır. Bu tavrı bile onu zaten muhalif yapmaya yeter-artar bile! ABD’nin işgal yönteminde tv ekranlarında stratejistlerin (CIA eğilimli uzmanlar) yorumları, ABD manipülasyonu, anketler, yalan dolan milli gelir deklarasyonu, yalancı yatırımlar (üretime dayanmayan), borsa, çek, senet, ihale, kambiyo düzeni, dolar stoku bilgilendirmeleri var.Ahlâkı, dini türbana, imam hatip’e bağlamak var-dindar yurttaşımızın duygularını kullanarak. Yazarların asli görevi insanlarına mutluluğu göstermektir diyorum. Bu umut’tan önce olmalı. Umut yerine mutluluğu öğretmelidirler bize. Onların cesur ve güzel öykülerini okumalıyız. Aykırı sözlerine ihtiyacımız var! Şirketlerin ya da devletlerin sözcüleri olarak değil!

Anadolu’da siz ve sizin gibi, bir çok imkânlardan mahrum bırakılmış yazarların durumu ile, sözüm ona “kitap piyasası”nı ellerinde bulunduran “büyük yayınevleri”nde kitapları yayınlanan, ancak, edebî olarak hiç de hak etmedikleri bir “şöhret”e kavuşan yazarları karşılaştıracak olursanız neler söylemek istersiniz?
Aslında Anadolu’da yaşayıp da güçlü (büyük) yayınevlerinden kitapları çıkan bir grup insan var(içimden yazar demek gelmiyor)!
Ülkemde bugün Kürt Sorunu’ndan nemalanan birçok kurum var. Korucular bu sorunun bitmesini hiç istemezler, çünkü ailece devletten maaş alırlar. Karşılığında tek yaptıkları feodal düzenin korunmasıdır. Kürt siyasetçi ve yazarlar arasında da böyle davrananlar var-Kürt Sorununu çözmeyi hiç istemedikleri halde çözüme istekli gibi davranırlar. Aslında bunların tek ereği vardır: Nemalanmak! Tıpkı bir kısım Türkçüler ve İslamcılar gibi. Erekleri belediye başkanı, milletvekili, şöhretli (çok para kazanan) yazar olmaktır.
Oligarşinin Türk veya Kürt müttefiki, sınıf yapısı zaten kendisine yakın olanıdır. Kürt oylarıyla seçilmiş kimi belediye başkanlarının karizmasıyla-bunları ABD, AB muhatap gördüğü gibi, ilerici sivil toplum örgütlerince de muhatap alınmaktalar-bazı danışmanlar, yandaşlar düşük bir edebiyatla(?) güçlü yayınevlerine kolayca ulaşıyorlar. Belediye kültür festivallerine davet edilen-bizim dışımızda herkes var-şöhretler bu insanlarca belediye adına misafir edilmekte ve gezdirilmektedirler. Bu tip ilişkiler ahbap çavuş ilişkileri benzeri faydalanmayı yaratıyor. Artık bundan sonra, bu tip taşra yazarlarının referansları şöhretli yazarlardır. Bizim böyleleriyle yarışma olanağımız olabilir mi? Yani biz-çok acıdır ama-devlet olanaklarını kullanabilir miyiz? Bu olgu bazı edebiyat örgütlerinde de var. Sanki kendisine tavsiye edilmiş Kürt bir yazara(!) yükselme olanağı vermek o örgüt ya da yöneticisine yükselme olanağı veriyor. “Kayırmacılık” dersek belki daha güzel ifade etmiş olabiliriz. Edebiyatçı olduğu bile tartışılır birinin böylesi güçlü bir yayınevinden çıkan kitapları onu şöhret yapar. Çok satan kitaplar da bu yayınevlerinindir. Onların bu tip kitaplarını tanınmış bir gazete ya da gazetenin edebiyat eki bir iki defa çoksatanlar listesinde göstersin, artık o kitap çoksatandır. Siz hiç fakir fukara bir yayınevinin kitabının ödül kazandığını duydunuz mu? Ödüller de bu yayınevlerinin kitaplarına verilir daha çok.
Zaten jüriler-farklı da olsa-hep aynı tip insanlardır. Tüm bu söylediklerim benim kişisel kanaatlerimdir. Böylesi bir girdapta bizim gibilerin su üstünde kalması olanaksızdır, suyun dibine çivileniriz.
Kimse bizi önemsemez, dikkate almaz! Oysa bizim öykülerimiz baldırı çıplakların, çarıksızların, sefillerin öyküleridir. Yani hayatın ta kendisidir. Öyle olmamak gerekir, fantezi ve fantastik kurgularımız olmalıymış oysa: Homoseksüel, lezbiyen bir ilişkiyi-bu sorunları yadsımıyorum-kitaplarında dillendirenler, sözde Kürt solcularınca dahi belediye makamına aday gösterilmek isteniyor.
Halkın yazarı olmamak gerekir artık: Yunus Emrelerin, Pir Sultanların, Dadaloğluların, Köroğluların, Karacaoğlanların, Nazım Hikmetlerin, Ahmet Ariflerin, Orhan Kemallerin, Ehmedê Xanilerin, Ciğerhunların, Mehmet Uzunların-Mehmet Uzun da Diyarbakır’da bazılarınca edebi kariyer amacıyla az sömürülmedi!-yerleri bu halkın gönlünden silinmelidir(!) AB gibi yazan, ABD gibi yazan, o yaşam biçimlerini demokrasi adına-en azından demokratlık-yazan sarışınlar, kumrallar gerekir. Oradan buradan aşırmak önemli değil. Topsakalın var mı? Güzel ve sarışın mısın? Karda atletle dolaşıyor musun? Ya da yazın atkı ve palto giyiyor musun?
Entel görünüşün var mı? Bu kadarı yeter! Oysa aydın (yazar) halkın mutluluğu için düşünen, yazan ve mücadele edendir. O en azından antiemperyalist, antisömürgeci, antifaşist ve yurtsever olmalıdır ki emperyal güce angaje olmadan halkına olan sorumluluklarını yerine getirsin. Aslında bana ayırdığınız yer ve zamanımın azlığı nedeniyle sorularınıza olan yanıtlarım bitmiş değil.
Derginizde beni misafir ederek beni onurlandırmanıza teşekkür ederim.

BARAN Dergisi 58. Sayısı’ndan (14 - Şubat 2008)