Diğer Röportajlarımız :



Sol ve Kürt Hareketinin Önde Gelen İsimlerinden

Naci KUTLUAY:

Kürtler Selahaddin Eyyubî’den Beri
İyi Müslümandırlar

(62. Sayı'dan)


Sol ve Kürt Hareketinin Önde Gelen İsimlerinden

Naci KUTLUAY:

M. Kemal, Hacı Musa Bey’i
1916’larda Tanıdı

(62. Sayı'dan)


AKP Eski Milletvekili
Opr. Dr. Turhan ÇÖMEZ:

Bu Ülkenin Kararları ve İradesi
Bu Ülkeden Tanzim Edilmeli

(60. Sayı'dan)


Av. Osman KARAHAN:
Yazıklar Olsun Dışarıda
Müslümanım Diye Gezenlere!

(60. Sayı'dan)


Gazeteci-Yazar,
Serdar AKİNAN:

Çok Önemli, Tarihî Bir Süreçteyiz... Bir Kırılma Noktasının Eşiğindeyiz...

(59. Sayı'dan)


Alparslan ARSLAN'ın babası
İdris ARSALAN:

İslâmcı Basın Samimi Değil!..

(59. Sayı'dan)


Gazeteci-Yazar,
Bülent TEKİN:

Artık Emperyalizm,
Sömürgecilik ve Kölelikten Daha İleri,
Geliştirilmiş Formüller Buldu:
KÖPEKLEŞTİRMEK!

(58. Sayı'dan)


Gazeteci-Yazar,
Nihat GENÇ
-2. Bölüm-:
Bakın, ben de Fetullah’a güvendim,
Fetullah da Bush’a güvendi...
“Gidip Bush’un şeyine sarılacağınıza,
Allah’ın ipine sarılın!”

(58. Sayı'dan)


Gazeteci-Yazar,
Nihat GENÇ:

Biz, Dünyayı Şekillendirmiş
Müslüman Bir Geleneğin Çocuklarıyız.

(57. Sayı'dan)


Gazeteci-Yazar,
Avni ÖZGÜREL -2. Bölüm-:

Bugün AKP’nin İslâmî Bir Düzen Kuracağı Zannediliyor!..

(
56. Sayı'dan)

Gazeteci-Yazar,
Avni ÖZGÜREL:

Batılılaşmanın Bayraktarlığını
Ordu ve Aydınlar Yaptı

(
55. Sayı'dan)

Gazeteci-Yazar
Behiç KILIÇ:

Türkiye’nin İşi Lozan’da Bitirilmiştir!

(
54. Sayı'dan)

Bahçeşehir Ünv. Uluslararası İlişkiler Bölümü
Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Hasan Köni -3. Bölüm-:

ABD’ye Karşı Direniyorsan
Kötü İslâmsın,
Direnmeyip, Emrine Giriyorsan
Ilımlı İslâmsın…

(
53. Sayı'dan)

Bahçeşehir Ünv. Uluslararası İlişkiler Bölümü
Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Hasan Köni -2. Bölüm-:

Butto Bir ABD Projesiydi

(
53. Sayı'dan)





Gazeteci - Yazar
Ferruh SEZGİN:
ABD’nin İki Tane Kullanım Ağı Var: AKP ve TSK


Röportaj: Fazıl DUYGUN - Av. Ali Rıza YAMAN


Ferruh Bey, PKK’ya karşı yapılan operasyondan başlayarak bir durum değerlendirmesi yapabilir misiniz? Buradaki maksat nedir? Verilmek istenen medyatik hava nedir? Gaye nedir?
O gayeyi doğru olarak çözmek gerçekten pek fazla kolay değil. Çünkü çok karmaşık bir takım gayeler var da. Bir takım gerçek olaylarla hedeflerin, gayelerin ne olduğu üzerine belki daha doğru gidebiliriz. AKP’nin Kızılcahamam’da yaptığı son toplantıda, biliyorsunuz toplantıya tüm milletvekilleri ve partinin ileri gelenleri katıldılar. O akşam Kızılcahamam’a siyah Mercedes Vito minibüs içinde sivil kıyafetli çok çok yüksek rütbeli bir orgeneral geldi. Yanında yine bizden bir tümgeneral, onların refakatinde Amerikan büyükelçiliğinden bir general ve subay… Irak’taki Amerikan silahlı kuvvetlerinden bir general gelmişler Başbakan’a, bakanlar kurulu üyelerine, torpilli AKP yöneticilerine, masaların üzerine haritalar yayılıp neler olup bittiği, neler üzerine mutabakat sağlandığı konusunda bilgi vermişler. Torpilli AKP yöneticileri bu bilgileri alırken, torpilsiz AKP’liler dışarıda kaldıkları için, bunlar rahatsız olup bu bilgiyi sızdırdılar. Yani bu bilginin kaynağı onlar. Şimdi bu birinci olay… İkinci olay, ikinci bilgi daha doğrusu. Bu da Irak’taki Türkler ve İran’daki Türkler’den birbirinden habersiz aynı anda geldiği için birbirini teyit etmiş oluyorlar, dolayısıyla doğruluk payı gayet fazla. Aralıkta biliyorsunuz ilk operasyon başladı. Bu bir hayli fazla abartıldı. Ama abartıldığı anda da eğer birazcık tecrübeniz varsa aklınıza bu niye abartıldı sorusu geliyor. Şimdi gelen bilgi şu: 16’sındaki operasyondan iki gün önce 14’ünde 60 ila 70 kadar, büyük kamyonlar ve otobüslerden oluşan iki konvoy halinde PKK’lılar K. Irak’tan İran’a, İran’dan da Ermenistan’a, Ermenistan’da da Dağlık Karabağ’a götürülmüşler ve yerleştirilmişler. İki şey çıkıyor burada karşımıza; birincisi, PKK’nın tecrübeli kadroları ki, her otobüste, kamyonda aşağı yukarı otuz kişi hesaplarsanız 2 bin civarında PKK’lıya tekabül ediyor. Yerleştirilince Karabağ’a rehabilitasyon dönemine girdiler bunlar. Orada dinlenecekler, eğitilecekler ve argo tabirle semirecekler ardından Türkiye’de veya Irak’ta veya İran’da veya Suriye’de veya başka bir yerde yeni alacakları emir doğrultusunda kullanılacaklar. Birinci karşımıza çıkan bu. Tabii bunun türevi olarak da bir süre sonra daha daha eskilerde olduğu gibi aynı Türkiye-Ermenistan sınırından da Türkiye’ye PKK sızması olabilir. O da tekrar karşımıza çıkabilir. Zaten Azerbaycan’da da ciddi olarak PKK varlığı söz konusu biliyorsunuz. Yani tekrar böyle bir manzarayla karşı karşıya kalabiliriz. İkincisi de karşımıza çıkan, bizimkiler doğru hedefleri ama boşken bombalamışlar. Yani çok güzel eğitim yapmışlar. Tabii burada karşımıza başka bir soru daha çıkıyor. Aynı böyle milletin operasyonun abartılmasıyla kandırılması gibi, o bizim hayatlarını tehlikeye atan genç çocuklarımız, pilotlarımız da kandırıldı. Yani pilotlar gittikleri yerlerin boş veya dolu olduğunu gittikleri esnada acaba biliyorlar mıydı? Eğer bu iki bilgi doğruysa, özellikle ikincisi doğruysa, PKK gerçekten taşınmışsa ayın 14’ünde, demek ki pilotlar boş yerlere dolu zannıyla operasyon yaptılar. Ve orada canlarını tehlikeye attılar. Ama o hedeflerin boş olduğunu acaba biliyorlar mıydı? Büyük bir ihtimalle onlar da kandırıldılar. Bu bilgi doğru ise. Bu iki bilgiden yola çıkarsak ki, iki kullanım ağı var, Amerika Birleşik Devletleri, AKP, Türk Silahlı Kuvvetleri arasında çok sıkı bir ahenk olduğu ortaya çıkıyor. Tabii o ahengin kimin menfaatleri lehine işlediği de tartışmaya bile değmez.

Evet…
ABD’nin iki tane kullanım ağı var. AKP ile TSK. Bir de benim burada özellikle dikkat çekmek istediğim bir nokta daha var. Hep Amerika’ya saldırıyoruz. Amerika’yı karşımızda görüyoruz.

İsrail gidiyor…
Evet. Bu arada gerçek hedefi atlıyoruz. Bunu özellikle millî sol da yapıyor. Yani Erol Manisalı, Mümtaz Soysal, Erol Mütercimler gibi millî solun ağır toplarının beyanlarını, yazılarını dikkatli okursanız, dikkatle dinlerseniz, bakıyorsunuz hep Amerikan emperyalizmi, Amerikan emperyalizmi, Amerikan emperyalizmi… Tamam, doğru. Ortada bir Amerikan emperyalizmi var. Ama Amerikan emperyalizmi bağımsız iradesiyle Amerikan ideallerine mi hizmet ediyor yoksa başka bir şeyin menfaatlerine mi hizmet ediyor? Bu konuya gelindiği zaman millî solun çoğu duruyor. İsrail kasıtlı olarak es geçiliyor. Çünkü verdiğim üç ismi kast etmiyorum ama millî solun büyük bir kısmı mason veya mason camiasının içinde veya masonluğa karşı antipatik bakmıyorlar.

Karşılarına almıyorlar…
Evet. Belki de can korkusundan bunları karşılarına almak istemiyor olabilirler. Ben sizin derginizle daha önceden görüşürken söylemiş olabilirim, başka televizyonlarda da söyledim, şimdi dört tane şey var, şey diye hitap ettiğim. Bir tanesi Amerika Birleşik Devletleri, öbürü İsrail, üçüncüsü dünyanın değişik ülkelerine yayılmış Yahudi paraları ve onların meydana getirdiği, vücuda getirdiği lobiler.

Evet, söylemiştiniz…
Dördüncüsü de Dünya Bankası, IMF gibi uluslar arası finans çevresi. Bunların her biri beynelmilel siyonizmin diplomasi vasıtası. Beynelmilel Siyonizm bunları bazen silahlı bazen silahsız olarak kullanıyor. Bazen birini, bazen bir kaçını, bazen de hepsini birden kullanıyor. Bugün de Irak’ta, Afganistan’da dev bir savaş makinesi olan Amerika Birleşik Devletleri’ni kendi tek dünya emeli için kullanıyor. Bunun atlamamamız lazım. Yani, Amerika, Amerika, Amerika diyoruz, aslında Amerika zavallı bir ülke. Çünkü biraz da bize benziyorlar, kendi ülkelerinin yönetimi kendilerine ait değil.

Tıpkı bizim gibi. Nasıl bizim ülkemiz bize ait değilse onların ülkesi de onlara ait değil.
Tabii. İşte Yalçın Küçük de söylüyor ya, İsrail’in en kuvvetli olduğu, yahudinin en kuvvetli olduğu yerlerden bir tanesi de Türkiye. Bunu atlamamamız lazım.

Bana da, bir sohbetimizde, Vatan Gazetesinden Haşmet Babaoğlu söylemişti: İsrail Türkiye üzerindeki politikasında Amerika’ya kaptırmamak için atraksiyonlar da yapıyor. Mesela CHP’nin tezkereye karşı çıkması aslında çok vatansever olduğundan değil İsrail’in yönlendirmesiyle karşı çıkıyor. Çünkü tezkere geçseydi İsrail Amerika’ya rağmen Türkiye’yi tam kontrol edemeyecekti. CHP’yi fitledi. Tezkerenin geçmemesiyle İsrail buradaki avantajlarını devam ettiriyor.
O meşhur 1 Mart tezkeresi konusunda da benim de sizin düşüncenize çok benzer ama biraz daha farklı bir hipotezim var. Şimdi, iki tane Amerika var bir anlayışa göre. Asker Amerika, bir de politik Amerika.

Malî Amerika…
Şu ânda gündemde olan Amerikan askerleri ve Amerikan politikacıları. Amerikan askerilerinin menfaatleri açısından Türkiye’nin mutlaka ABD’nin safında Irak’ta yer alması lazımdı. Bu sayede kuzeyde cephe açılacaktı. O sayede de Amerikanın operasyonu çok daha kolaylaşacak idi. Zayiatları artmayacaktı, hedeflerine varmaları da daha kolay olacaktı. Asker olarak bu doğru, böyle olması lazım. Ama Amerika’nın politikacıları açısından düşünürseniz ki Amerikan politikasının hakim unsurları da o sıralar neoconlardı. Şu an reaksiyon görüyorlar Amerikan toplumu içerisinde ama o zaman bu reaksiyon yoktu. Hepsi birer Mesih rolündeydi zaten. Onlar açısından da Türkiye’nin Amerika’yla beraber K. Irak’a girmesi çok büyük bir riskti, siyasi riskti. Çünkü bu bizim güneyimizde kurulmaya çalışılan Yahudi destekli Kürt devletini tehlikeye atabilirdi.

Kürtleri kaybedebilirdi…
Evet. O yüzden de askerlerin istemesine rağmen bunlar ister görünerek tezkereyi sabote ettirdiler. İşte, CHP’lilerle görüştüler. CHP’liler millî duygularla galeyana gelip sözde veya gerçekten tezkerenin karşısına çıktılar. AKP içindeki Kürt milletvekillerini harekete geçirdiler, onlar karşı çıktılar. Hatta o zaman Başbakan olan Abdullah Gül’ün danışmanlarının teker teker milletvekillerini dolaşıp oylama arifesinde, oylamaya karşı olumsuz oy kullanmalarını talep ettiği de bir takım rivayetler içinde.

Yalnız burada bir şey var. Amerikan’ın böyle bir şey yapması, Türk halkının ezici çoğunlukla Amerikan’ın işgaline karşı çıktığı gerçeğini de göz ardı etmez. Amerikalılar belki bu fırsatta kendileri için faydalanmış olmak isteyebilirler.
Tabii. Ama bu tezkere olay sayesinde de Amerika’ya karşı millî olmayan Türk politikacıları da kompleks sahibi oldu. Amerika’nın şerrinden korkar hale geldiler. Zaten Amerika’nın istediği o. Amerikan’ın başındaki neoconların istediği de oydu. Türkiye’yi hem mahkum durumuna soksunlar hem Türkiye’nin başındaki politikacılar onların taleplerini mecburen kabul eder noktaya gelsinler. Hep bunlar maşallah gerçekleşti. Oradan sonra zaten bu günlere kadar geldik.

Tabii bunun reel yansıması da o mânâda Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en Amerikancı hükümet döneminde batı ve Amerikan düşmanlığı zirveye çıktı. Bunu engellemeye çalıştıkça yine zirveye çıkıyor. Bir de böyle bir şey var. Amerika toplum bazında halkı kaybetti.
Kaybetti.

Bu operasyonda da çuval hadisesini unutturmaya uğraşıyorlar.
Kaybetti, tabii onunda kasıtlı olarak Amerikalılar tarafından tahrik edilip edilmediği de ayrıca araştırılmaya değer. Yani bu Amerikan aleyhtarlığı bir gün Türkiye ile Amerika’yı karşı karşıya silahlı olarak getirebilir. Getirebilir mi? Getirebilecek ise, hadise nerede patlar, onun hesabı yapılıyor.

Onun plânlarını yapıyordur ama, bu milletimizdeki düşmanlığı perdeleyemez…
Ama bunun olması için Türkiye’den Amerika’yı harekete geçirecek bir takım provokasyonların olması lazım. O provokasyonların olması için de halkın anti Amerikancı bir yapıya mutlaka sahip kılınması lazım. Bunlar yapıldı. Deniyor ki, sahte hedefler İran’da Suriye’de gösterilirken

Ferruh Bey, o dediğiniz doğru. Amerika o hesapları önemsiz değil, o ayrı mesele de. Zaten Amerika’nın da o mânâda çözemediği şu: Toplumumuzda yüzde doksanları aşan Amerika düşmanlığı var, zirveye çıkmış… Ama millete bakıyorsunuz hiç yokmuş gibi herkes rahat. Bunun nerede patlayacağını kimse hesap edemiyor. Bir insan için de, bir devlet için de en tehlikeli şey bilinmeyen şeydir. Bilinmeyen bir şeyle nasıl mücadele edilir? Allah’ın hikmeti, Amerika bunu şey yapamıyor. Mesela Metal Fırtına kitabı. ABD düşmanlığını arttıran bir kitap. Timaş’ın yönetim kurulunda üye. Metal Fırtına’nın Graham Fuller’in onayı olmaksızın yayınlanması mümkün değil. Kitabı yazan iki çocuktan bir tanesi tanıdığımız...
Öyle mi?

Evet. Benim tahminin şu: Amerika bu kitabın yayınlanmasına sondaj amacıyla izin verdi, ölçmek için. Yani düşmanlık ne derecede? Onu belirlemek için. Fakat hesaplayamadığı bir şey oldu. O amaçla yayınlanmasına izin verdiği kitap, Amerikan düşmanlığının toplum katmanlarına daha da yerleşmesine, arada tereddütte kalan insanların da Amerikan düşmanı olmasına sebep oldu.
Son operasyonda da biliyorsunuz önce yine balonlar yayıldı oradaki başarı konusunda. 300 tane 400 tane PKK ölüsü var falan diye… Sonra Genelkurmay açıklama yaptı, 150 ila 175 arası dedi. Daha sonra bu sayı iyice düştü biliyorsunuz. Tahliye edilen PKK’lılardan sonra, sanıyorum operasyonlara fazla katılmamış, yakalandığı zaman serbest bırakılması gerekecek olan PKK’lılar o bölgede bırakıldı, emirle. Onları da bizimkiler geldi, birkaç tanesini öldürdüler, geri kalanları aldılar getirdiler buraya. Mahkemeye çıkartacaklar. neye karıştın? Hiçbir yere. Hadi serbestsin diyecekler. Bitecek bu iş. PKK’nın asıl grubu Karabağ’da bekliyor. Sonra yani tesadüf müdür bilmiyorum, hani tabiatta, sosyal olaylarda “tesadüf yoktur” gibi bir iddia vardır. Tam PKK Dağlık Karabağ’a gitti, birkaç gün sonra Recep Tayip Erdoğan’ın mektubuna karşı Ermenilerin cevapları yayınlandı. Adamlar sınırı gözden geçiriyor, tekrar Sevr’e dönelim diyor. Yani PKK’nın oraya gitmesiyle Ermenistan’ın cevabı arasında bir paralellik var mı acaba? Tesadüf, yoksa sosyal olaylarda var demek ki…

Bu istihbarat hadisesine değinmek gerekir hocam. Şimdi Amerika istihbarat mânâsına destek verdi gibi. Bunun üzerine Amerika’yı şirin gösterme politikası. Çok yönlü bir insanları affedersiniz aptal yerine koyan bir şey var.
Aptal yerine konmak yanlış anlamayın birazcık hafif kalıyor. İnsanları utanç içerisine sokuyorsunuz. Çünkü, siz o bölgede hem birinci imparatorluk Selçuklular döneminde, hem de ikinci imparatorluk Osmanlı yönetimi döneminde kalmışsınız.

Bin sene kalmışsınız…
Tabii. Oradaki insanlar, aşiretler, köyler, kasabalar, büyük yerleşim merkezleri, hepsindeki insanlar, ileri gelen bütün aileler, yarısı İngilizlerle beraber size karşı olsalar bile diğer yarısı sizin istihbarat elemanınız olarak görev almış…

İngilizlere karşı, sizinle beraber, meselâ Teşkilat-ı Mahsusa’ya katılmışlar…
Oralarda kök salmışsınız. Derken bütün bu bağlantılarınızı yok farz ediyorsunuz, 10 bin kilometre öteden birkaç sene önce gelen birisi size istihbarat veriyor.

Ve bu övünç vesilesi yapılıyor.
Bu işin sosyal tarafı. Yani övünç olarak addediliyor, öyle lanse ediliyor, aslında utanç. Sosyal yönden böyle. Teknik yönden bakarsanız eğer, istihbarat almak demek, ben yönlendirilmeye hazırım demektir. Yani karşı taraf ne isterse o kadar istihbarat verir. Hangi açıdan istiyorsa o açıdan verir. Dolayısıyla siz onun sevk alanına girersiniz. Yapılan o zaten. Yine gazetelerde yazdı, Hava Kuvvetleri, PKK’nın elektronik sistemlerinin bulunduğu bir yeri berhava etmiş. Doğrudur, o tesisi yok etmiştir de tesisin içine o elektronik sistemi koyanların o sistemleri orada bırakacağını düşünebiliyor musunuz? Mutlaka orası boşaltıldı. Arkasından taze istihbarat diye Hava Kuvvetlerine bilgi verildi, uçaklar kalktı ve bombaladı.

Bu son 12 askerin öldürüldüğü Dağlıca baskını vardı. Mekanize tugayı basıldı, 12 asker öldürüldü, 8 asker kaçırıldı. Ve bunlar ağır silahlarla yapıldı. Yani insanlar gelip de molotof kokteyllerle o kadar insanı öldüremez. O kadar insan ağır silahlarla geldi, yıktı, gitti. Bu arada istihbarat nerede?
O operasyonu da Amerikalılar ve İsraillilerin yönettiği de iddialar arasında biliyorsunuz. Hatta bir helikopter olayı var. Operasyon bittikten sonra yabancı bir helikopter geliyor, sesi duyuluyor. Bu doğruysa ki naklettiklerine göre bizimkilerin doğru, ne demek bu? Toplama bölgesine gittiği zaman bunu düzenleyenler, oradaki Amerikalılar ve İsrailliler ne olur ne olmaz ele geçerlerse problem çıkmasın diye helikopterle takip ediliyorlar. Bu kadar basit.

Operasyondan sonra medyaya bir çok fotoğraf yansıdı. Yansıyan fotoğraflardan birisi de çok komik bir fotoğraf. Havada uçaklar ikmal yapıyor. Operasyon sıfır noktasına yapılıyor, sıfır noktasına operasyon yapan uçaklar havada ikmal yapıyor sanki Atlantik aşıyormuşçasına insanları aptal yerine koyan bir hal var. İkinci husus İsrail’den alınan büyük dinleme kulakları deniliyor. PKK’lıların sözüm ona konuşmaları veriliyor. PKK’lılar kendi aralarında konuşma yapıyorlar. İşte “bombalandık” diyor. Bağlantı yok deniliyor ama konuşma devam ediyor. Bağlantı yok denilip konuşma nasıl devam ediyor bu da ayrı bir bahis.
Taze istihbarat babından bir de İsraillilerden alınan pilotsuz uçaklar kullanılıyor biliyorsunuz. Kullananlar da İsrailli uzmanlar. Tam bir tiyatro.

Evet. Oyunu kurgulayan İsrail, oyuncuları…
Tayip Erdoğan… Ama bunların hesabı sorulacak. Zaten hangi kademede olursa olsun, yüksek rütbelilerle, üst düzey rütbelilerle “bunun hesabını soracağız hepinizden, sülalenizden soracağız” dediğiniz zaman oturduğu masanın altında böyle yavaş yavaş kayıyorlar.

ABD’nin bu operasyona izin vermesiyle ilgili olarak, tam da operasyonun başladığı günlerde ordunun içinde ve bürokrasinin iç kısmında hareketlenmelerin beklendiği haberi geldi bize. Onun gazını almak için pat bu şeyi koydular.
Yani o tip haberler hep piyasada var zaten. Orduda küçük rütbelilerde özellikle. Küçük rütbeliler için özellikle Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetlerine mensup olanlar arasında ciddi bir sıkıntı var, bu sıkıntının getirdiği kıpırdamalar var deniliyor ama bunlar belli bir dönem 1962 Talat Aydemir dönemi gibi, alttan gelecek bir millî diyelim, o zamanki millî olmayabilir, o zaman ki Çerkezci bir hareketti büyük ölçüde. Bu seferkinin millî olması bekleniyor. Ama biraz zor. Çünkü her şeyden önce ayıptır söylemesi, ordu acaba 1960’lardaki kadar millî mi şu anda?

Subay kadrosu Amerikancı,
Tabii, millî olması lazım ki onlardan millî bir hareket gelsin. Amerikan hayranlığı dediğinin de böyle gözü kapalı bir Amerikan ittifakı bizim askerlerin ruhuna işlemiş.

Bu şundan geliyor olabilir mi? Behiç Gürcihan şöyle yazıyor: “Şu andaki mevcut kurmay kadrosu 1950’lerin NATO hayranlığıyla, Amerikan hayranlığıyla yetişmiş kadro. Ama şu an ki yani Binbaşılardan, Albaylarla olan kadro içinde ABD düşmanları mevcut… Amerika, bu tehlikeyi göze alarak 2015 yılında TSK içerisinde bir Chavez çıkmasını önlemeye çalışıyor” diyor.
Ama yükseltilmiyorlar ki bunlar.

Ama bütün kadro içerisinde engelliyemezsiniz ki. Yüzlerce, binlerce subaydan kimi engelleyeceksiniz?
Yüzlerce, binlerce subayın yanında bir de başka yüzlerce, binlerce subay var ki, bunlar NATO görevlerine gidiyorlar, geliyorlar.

Ama son atamalarda NATO’da görev almış subayların terfi alması durduruldu.
Yok. En son eski Genelkurmay Başkanı giderayak zaten bunu iyice perçinledi. NATO’cu kadroyu işbaşına getirdi. Yaşar Paşa’nın da farklı davranacağını sanmıyorum.

Peki İlker Başbuğ’u nasıl buluyorsunuz? İlker Başbuğ Amerikancı olarak lanse ediliyor.
Bir şey söyleyemeyeceğim kesin olarak.

Economist gazetesinin bir muhabirinin bir iddiası olmuştu. Tayip Erdoğan Amerika’da gizli anlaşmalar yaptı, belli taahhütler verdi diye. Economist gazetesi bunu yazmadan çok daha önce biz bunu Baran Dergisinde ifade etmiştik. Nitekim hadiseleri takip ettiğimiz vakit, mesela Pakistan’da olağanüstü hal ilan edildi, hemen akabinde bizim devlet ricalinin önde gelen bütün şahsiyetleri Pakistan’a taşındı. Butto çok sert söylemlerde “İslamcıların kökünü kazıyacağız” gibi söylemlerde bulundu. Hep ahenk bir siyaset var. Pakistan’ın ve Türkiye’nin üst yönetiminde. Tüm bu çerçevede, İslâm’a karşı mücadelede Butto’nun öldürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Amerikan’ın politikalarının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Röportajın başında da söyledim. Üst düzey bir general ve yanında bir tane daha general ve Amerikalıların AKP’nin toplantısına gitmesi zaten son derece ahenkli bir çalışmanın son derece ahenkli bir işbirliğinin var olduğunu gösteriyor Amerikalılarla Türk yönetimi arasında. Bu Irak’la sınırlı kalmıyor. Amerika ve İsrail’e aynı şekilde İran politikaları üzerine de onlar doğrultusunda angaje olmak zorunda kalıyorsunuz. Aynı şekilde Afganistan politikalarına da angaje oluyorsunuz. Pakistan konusunda da mutlaka Amerika ve İsrail ne diyorsa bizimkiler aksi görünseler bile mutlaka genel hareket tarzları o politikaların menfaatleri doğrultusunda olacaktır. Bizimkilerin böyle millî bir takım tavırlar Pakistan konusunda veya diğerleri konusunda takılabileceğini sanmıyorum.

Pakistan’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Pakistan ordusunun en azından, Amerikan karşıtlığını eyleme dökme amacında olduğu ne düşünüyorsunuz?
O “en azından” kelimesini çıkartın. Pakistan ordusunda çok ciddi bir Amerikan Aleyhtarlığı var. aynı şekilde Pakistan İstihbarat Servisinde de çok ciddi şekilde Amerikan aleyhtarlığı var.

Eyleme dökülerek te ifade edebiliyorlar…
Eyleme dökülecek ama “aman dökülmesin” diyen bir Amerikalı şu anda Pakistan’daki nükleer tesislere ve nükleer silahlara el koymak için operasyon düzenleyecekleri iddiaları da var biliyorsunuz. O zaman olabilir, hatta başarılı bir operasyon da olabilir. Ama o zaman Pakistan, Hindistan’ın karşısında çok kolay yutulabilecek bir lokma haline gelecek. Ki, belki de o isteniyor. Bir Amerikan-Hint ittifakı da var.

Burada da Rusya dengeleri sarsabilir.
Rusya dengeleri nasıl sarsacak? Şu anda toparlanma aşamasında.

Öyle bir ittifak Rusya’nın işine gelmez. Çin’in de işine gelmez.
İşine gelmez de işine gelmediği için ne yapacaklar? Mesela Amerika’nın Irak’a müdahalesinden önce Rusya ve Çin dört-beş tane taburunu havadan Irak’ın herhangi bir yerine indirseydi Amerikalılar acaba Irak’a askeri müdahalede bulunabilir miydi? Büyük bir ihtimalle o müdahaleyi büyük bir riske atardı bu iş. Belki de olmazdı. Şimdi Pakistan söz konusu olduğunda da biliyorsunuz BM güvenlik konseyinde, şurada-burada karşı çıkmanın ötesinde fiziki olarak reaksiyon gösterebilecek mi Rusya? Şu anda o seviyeye gelebilmiş değiller. Veya o seviyedeler belki de bulundukları seviyeyi başka bir takım mülahazalar kullanamıyorlar. O zaman hala Pakistan Amerikan’ın karşısında kolay lokma bana göre. Belki de kasıtlı olarak bu işler yapılacak. Hindistan, Pakistan’ı yutarsa bu sefer de Afganistan’daki Taliban’a karşı bir Hint seti oluşturulacak.

Ama o kolay değil şu an da Ferruh Bey. Yani Amerikan’ın en büyük korkusu şu: Pakistan’ı kaybettiği anda Pakistan’da Taliban iktidara geçebilir. Çok rahat geçebilir. Taliban’ın oraya geçmesiyle Özbekistan’ı kaybedebilir. Özbekistan şu anda Taliban’la işbirliği yapıyor. Yani umulmadık şey, Hindistan Pakistan’ın değil de Pakistan Hindistan’ın içine doğru ilerleyebilir. Böyle bir şey de olabilir.
Giremez.

Ama biliyorsunuz Hindistan’ın içerisinde 200 milyon Müslüman var.
Onlar ne kadar politize olmuştur?

Öyle bir durumda çok rahat politize olabilirler. Hemen sirayet eder.
Ilımlı İslâm’ı da sormak istiyorum bu çerçevede. Gerek Pakistan’da gerek Türkiye’de yüksek sesle dile getirilen, öne çıkartılmak istenilen bir Ilımlı İslâm söylemi var. bunun öncülerini, aktörlerini de biliyorsunuz; Tayip Erdoğan. Vereceğiniz cevabı tahmin edebiliyoruz ama yine de sizden duymak istedik. Ilımlı İslâm denilince ne anlaşılır? Ne anlaşılması gerekir?

Yani, Hıristiyanların izin verdiği kadar Müslümanlık. Yine yanlış yapıyoruz, Yahudilerin izin verdiği kadar Müslümanlık.

Şöyle diyebilir miyiz? Yahudiliğin emrine girmiş Hıristiyanlığın izin verdiği kadar Müslümanlık.
Evet.

O zaman tabii düşman da belirir; Yahudiler ve İsrail.
MHP’yi nasıl değerlendiriyorsunuz son gelişmeler ışığında?

Bana göre Türkiye’de şöyle bir gerçek var. MHP’li olsanız da MHP’li olmasanız da veya MHP’ye karşı da olsanız, eğer düzene karşıysanız, Türkiye’deki düzene, bu düzenin karşısındaki tek alternatifin MHP olduğunu ama teorik içinde, teorik olarak söylüyorum, MHP olduğunu kabul etmek zorundasınız. Çünkü MHP’nin dışında her hangi bir fiziki güç yok bu düzene karşı çıkabilecek olan. MHP, merkez teşkilatı, taşra teşkilatları, gençlik teşkilatı, MHP’ye sempatizan veya doğrudan bağlı olan yan kuruluşların hepsini üstü üste koyarak değerlendirirseniz Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütüdür. Ve bu potansiyel usta ellerde doğru kullanılırsa Türkiye’de MHP’nin istemediği hiçbir şey olmaz. MHP isterse bugün en kritik zamanda Ankara’ya 1 milyon kişi diker, Meclisin parmaklıklarını, Çankaya’nın parmaklıklarını çevirse, hiçbir şey olmaz MHP’nin iradesi dışında. Bunu biz görmüyoruz belki veya gözden kaçırıyoruz fakat dışarısı bunu son derece iyi görüyor ve değerlendiriyor. O yüzden de MHP’nin potansiyelinin milli menfaatler doğrultusunda harekete geçmesi önemlidir.

Kurmay kadrosu tarafından.
Evet. Yani şu anda MHP’nin kadrosuna bakın, içinde Türk milliyetçisidir diyebileceğiniz kimseyi göremiyorsunuz. Bütün Türk milliyetçileri tasfiye olmuşlar, gönderilmişler… Dolayısıyla MHP, olması gerektiğinin aksine…

Pasifize olmuş…
Bugün Türk milletinin düşüncesini temsil etmekten aciz.

Taban ile teşkilat arasında çok büyük bir uçurum var diyebiliriz...
Çok uçurum var. genel başkan tahminlerin aksine son derece zayıf parti içinde. Fakat en büyük şansı karşısına çıkabilecek ciddi bir alternatif henüz yok.

Ramiz ongun?
O olduğu zaman MHP gider. Yani paldır küldür gider. Zaten Devlet Bey, Türk milliyetçiliği menfaati açısından söylüyorum, Devlet Bey’in süratle MHP’nin başından gönderilmesi, partinin disiplin kuruluna verilip, Türk milliyetçiliğine ihanetten partiden ihraç edilmesi, arkasından da genel kurul kararıyla onaylanması.

Bu kadar kesin…
Bu kadar kesin.

Çözümü bu kadar basit..
Tabii, tabii. Devireceksiniz, atacaksınız, kapının önüne koyacaksınız. Genel kurula onayla diyeceksiniz, o da onaylayacak. Bu adam Türk milliyetçiliğine ihanetten atılmıştır partiden diyeceksiniz. İbret olacak.

Devlet Bahçeli’nin MHP’yi sokaktan çekmesinin pratik faydalarından bir tanesi şöyle olamaz mı? Türk-Kürt gençlerinin çatışmasını isteyenlerin eline koz vermemesi. Öyle bir faydası da var.
MHP sokağa iki türlü çıkar. Bir, PKK’ya karşı çıkarak çıkar. İkincisi, hükümete karşı çıkarak çıkar. Devlet Bey’in MHP’yi PKK’ya karşı çıkmak üzere sokağa dökmemesi son derece doğru. Çünkü aksine davranırsa, MHP sokağa döküldüğü anda PKK’ya karşı, inanın birkaç saat sonra PKK’nın unsurları MHP’nin ilçe binalarını, il binalarını bombalamaya başlar ve ..bu Türk-Kürt iç çatışmasını başlatır. Bu doğru ama bu ne kadar doğru ise hükümet politikalarına karşı MHP’nin sokağa dökülmemesi o kadar yanlış.

Bizim eleştirimizde o yönde. PKK bağlamında Kürtlere karşı eylemi önlemiş olması çok güzel bir şey ama Amerikan emperyalizmine, Amerikan işbirlikçilerine karşı eyleme sokmayarak gençliğin, teşkilatın ruhunu öldürüyorsun. Yani mevzuu şu: Kürt eylemi değil de, İncirlik önünde eylem yapsınlar. Amerikan Konsolosluğu önünde eylem yapsınlar. İsrail Büyükelçiliği önünde eylem yapsınlar. Hem dinamizmini korusun hem esas düşmanı ABD ve Batı’ya karşı eylemler gerçekleştirsin! Bizim eleştirimiz bu yöndeydi.
Muhsin Yazıcıoğlu’nu nasıl değerlendiriyorsunuz? “2007 yılının en büyük hadisesi yapılan operasyonlar” gibi dehşet bir açıklaması var. yani bunu MHP’nin tabanına oynamak, oradan oy devşirmek olarak mı okuyabiliriz yoksa gündemi okuyamamak olarak mı değerlendirebiliriz?

Okuyamamak olarak değerlendiriyorum ben. Muhsin Bey, MHP’nin tabanına veya MHP’nin tavanına oynama şansını artık kaybetti.

Medyanın gazına geldi diyebilir miyiz?
Evet, evet!

Röportaj için teşekkür ederiz.
Rica ederim.

BARAN Dergisi 53. Sayısı’ndan (10 - Ocak 2008)