(Geçen Sayıdan devam…)
Amerika “tam battı” diyoruz. “Kendi sorunlarıyla uğraşıyor” diyoruz.
Amerika tam batmadı. Niye batmadı biliyor musunuz? 4 bin üniversitesi var. Bunlardan bin tanesi “A” klas… Geçenlerde bir arkadaşla iddiaya girdik. Yüz dolarına… Harvard Üniversitesi’nin Araştırma ve Geliştirme Fonu, ARGE, ne kadardır sence dedim? “500 milyon dolar falan vardır” dedi. Çok fazla dedim. “İddiaya girersen söylerim” dedi. Tam 30 milyar dolar… 30 milyar dolar ARGE’ye ayırmış bir üniversitesi olan devlet, bizim gibi zekası gelişmekte olan ülkeye çakar abi. Çakıyor da zaten…
Hocam çakar da, dışarıdan alıyorlar şimdi.
Olsun, Osmanlı da öyleydi. Fatih’in toplarını Fatih mi yaptı? Macarlara yaptırdılar.
Buna rağmen günden güne çöküyor. Buna dikkat edin.
Bütün imparatorluklar böyledir. Gelişme, büyüme ve çöküş… Amerika’nın çöküşü 200 sene sürer.
Sanmam hocam. Kuruluşu yaklaşık 200 sene oldu.
İçindeki etnik lobilerin hataları sonucu çökerse, çökecek. Çöküşe çok ümit bağlama…
10–15 sene bulacağını sanmıyorum. Çünkü hayat tarzı dolara bağlı olduğu için, o kesildiğinde çökebilirler.
Toparlarlar… Vietnam’da böyle oldu; tekrar toparlandılar. Çünkü uluslar arası alanı bilebilen insanlardan oluşuyor. Üniversite gücünü yabana atma. Türkiye’nin 90 üniversitesi, Amerika’nın bir üniversitesi etmez.
Muhakkak… 4 bin üniversite dediniz. Ama ortaya da şöyle bir manzara çıkıyor; son beş yılda iç ve dış borcu, 21 trilyon dolardan 34 trilyon dolara çıkmış bir Amerika… Kaçmak istediği hâlde savaşlardan kaçamayan bir Amerika… Ve daha çok işgal etmek ve ülkesinde ordu bırakmama durumunda kalan Amerika… Bir başka yönü de bu.
Var ama bu bir imaj… Bunu toplayabilirler. Çünkü onun karşısında gelişen herhangi bir güç yok.
Güç yok da, topyekûn batıyorlar. Amerika’yı ayakta tutan Çin ve Japonya…
Osmanlı İmparatorluğu –ki hemen batması lazımdı- 1918’lere kadar süründü.
Osmanlı’nın kuruluş yapısı farklı biliyorsunuz. Onun karşısında gelişen Batı dünyası kendi sistemini kuruyordu. Amerika’nın dünyaya hâkim olması ve tarihi topu topu 200 yıllık bir süreç… Çok kötü kuruldu. Batı Avrupa’nın kötü bir kopyası… Para üzerine kurulu bir düzen. Çin ve Japonya Amerika’yı desteklemese, kendileri de çökerler. Ölümüne bir mahkûmiyet var.
Ama bu tam bir analiz değil…
Muhakkak tam bir analiz değil…
Görüntü tarzında… Vietnam savaşı sırasında ben Amerika’daydım. Hatta askere alma kağıdı geldi. Gittik, “Ben öğrenciyim. Sizde Hasan isminde Amerikalı var mı?” dedim. “Var vallahi, herkes var” dedi. Araplar filan… “Haberiniz olsun” dedim. Ben Türküm. “İsterseniz hava kuvvetlerine girebilir siniz? Adam arıyorlar” dedi. Ama ondan sonra korkunç bir şekilde ekonomiyi toparladı, düzeltti. Tekrar yukarı çıkardı. Daha geniş yayıldı. Sistematiğini oraya koydu falan filan…
Ama netice buraya geldi.
Evet, bu ikinci büyük şok… Üçüncü hatası. İlk dayağı Kore’den yediler. Ondan sonra Vietnam’da... Peşinden burada ama hep deniz aşırı… Türkiye’yle karşılaştırırsan, Türkiye hep kendi sahasında dayak yeyiyor.
Hocam, Türkiye savaşmadan teslim alınmış bir ülke.
Bravo, evet…
Ömer Özkaya Bey’in güzel bir sözü var: “Türkiye oltaya takılmış bir balık… Tek bir şansı var; çenesinin parçalanmasını göze alarak o oltadan kurtulması lazım.”
Bu George Bush’un gitmesinden sonraki üç seneyi gözlemek lazım. Meselâ Türkiye 2001-2002’lere kadar Putin’in, olayı çıkarıp çıkaramayacağından emin değildi. Onlar da müthiş çöküntüler yaşadılar. Sonra bir toparlama olabildi. Bu yüzden de enerji konusunda tamamen Amerika üzerine gittik. Fakat geçen boru hatları, Rus boru hatları oldu. Ondan sonra bir tane Bakü-Ceyhan hattı geçiyor. Ne kadar geçer bilemiyoruz. Bilemediğimiz o kadar büyük bağlaçlar var ki, bu bağlaçları üç-dört sene içinde atmak mümkün değil…
Ama en azından o yolda irade göstereceksin.
O yönde yeniden bir yapılanma ve daha bağımsızlık oluşturulmalı… Hiç olmazsa bir 4.ordu kurulmuştu. Ege Ordusu NATO dışında…
En azından onun bağımsızlığını koruyalım.
Evet, ama o ordunun içi kof kaldı. İçi doldurulmuş bir ordu değildi. Burada hâlâ F–35 alıyoruz, bilmem ne alıyoruz. Binlerce dolarlık silah alıyoruz. Nerden? Müsaade edersek, Kuzey Irak’ı vurmamıza izin verip ancak istihbarat verirse, nokta operasyonu yapacağımız yerden… Bu nasıl iş arkadaş? Bunu edebiyatı biraz halkla birlikte, halkı yanımıza çekerek yapalım biraz. Artık 1930 edebiyatlarından vazgeçelim. İlginç değil mi? Etrafımızdaki madara ülkeler atom bombası yapıyor. Bizimkiler daha makineli tüfeği değiştirmek zorundalar. Namlusu şişince, çünkü ateş etmiyor.
Değiştirmek için bile NATO’dan izin istiyorlar.
Bu çok ayıp…
Türkiye silahsız teslim alındı. Bunu gerçekleştiren vasıtayı da kitabınızda bahsediyorsunuz.
Rusya’da öyle…
Mason locası kendine geldi sonuçta. Kadro ve derin devlet yapısıyla… Beş senede toparladı. Türkiye’yi bölen Batı, özellikle Amerika demokrasiyle sömürgeleştirmiyor mu? “Demokratik sömürgeleştirme” dediğimiz hadise…
Zaten demokratikleşme olayı, bir ulusu zayıflatma olarak kullanılıyor. Orada muhalefet güçlerinin gelişmesine izin veriliyor. Muhalefet güçlerinin yanında yer alınıyor. O sırada ekonomik sistemde oynamalar oluyor. Niçin Rusya’ya “Putin demokratik değil, demokrasi olsun” diyorlar.
Çünkü Batı’ya karşı direnebildiği için…
Tabiî, çünkü Amerika’nın yaşaması, bilmem nesi, şusu busu illaki köküne kadar muhalefet yapılacak. O demokratikleşme olacak. Rusya tam yıkılacak ama bütün petrolü Amerikalılar ve Batı işletecek. Herkes öğrendi. Bizim arkadaşlarda öğrenecek herhâlde. Liberal arkadaşlar var.
ABD’nin Saddam Hüseyin’ine saldırması da aynı zihniyetinin bir ifadesi değil mi? 1991 senesinden sonra Saddam Hüseyin, Amerika-İran ve İsrail’e direndi. Saddam’a saldırılmasının sebebi, Onun tek lider olması ve Irak’ta Batı’nın arzu ettiği “demokratik sömürge” mekanizmasının olmaması?
Evet…
Diktatör görünmesinin sebebi neydi? Direniyordu Amerika’ya karşı… Direndiği için diktatör deniyordu kendisine.
Tabi, oradaki yaşamı arıyorlar. Saddam zamanında binlerce kişi yurt dışında eğitim yapıyordu. Petrol gelirlerini kendileri kullanıyorlardı. En büyük aptallığı Amerika’nın kendisini kullanmasına izin vermesi oldu. Ama bunun yanında, işte muhalefet bu zaman lazım. Yanındaki muhalefet, onu karşı tarafa geçip Batı’yı destekleyen insanlardan oluşmaması lazım. Muhalefet yanlış yaptığı zaman, ülkesi için doğru yolu gösteren, bu yanlışa karşı çıkan insanlar olması lazım. Bizdeki muhalefet birbirini çökertme anlayışlı… Öyle değil. Herkes Türkiye’ye hizmet edecek ama yanlış olduğu zaman sonuna kadar dikilip bağıracak. Hayır, o çuvallasın da ben gireyim derken Türkiye gitmiş oluyor.
Sayın Salih Mirzabeyoğlu “Başyücelik Devleti” eserinde demokrasiyi şöyle tanımlıyor: “Demokrasi teamüller rejimidir. Demokrasi, yüzyıllardır birbirini doğramış Batı dünyasında, kendi iç kavgasını önleyen, bulunabilmiş en son, en aciz bir sistem…” Fakat demokrasi, Batı dışındaki ülkelerin sömürülmesi için, Batı’nın elindeki en büyük vasıta oluyor.
Çünkü bizim tipimiz bu kültüre uymaya çok müsait değil… Her görülen tip, Batı tipi bir model olacak değil… Şimdi meselâ, Amerikan modelinin verdiği çok demokrasi değil. Ben ona yeni bir ad verdim. “Lobitokrasi” diyorum. Lobilerin yönettiği bir şey… Öyle mi? Bakın, en çok para olan, kim en çok para sokarsa, onun kazandığı bir sistem. Birtakım oyunlar oynanıyor. İşte 30 tane tv programına çıkanlara oy veriliyor. Partiler meydan da yok. İki parti sistemi gibi bir şeyler kalmış. Çok fazla rejim yapılamıyor. Rejim sıkılaştığında da bize demokrasiyi öğretmeye geliyorlardı, Amerikan Kültüre. İşte şimdi, ev güvenliği kanunu, seçilen gazetecilerin ancak savaş sahasına gönderilmesi, Guantanamo şu, bu… Demokrasi ve İnsan Hakları bu mu? Hadi, bir heyet gönderelim. Bakın, size demokrasi nasıl oluyor anlatalım buradan bir. Türkiye gibi zavallı ülkelerin direnecek kabiliyeti yok. Karşılık göremiyorlar. Burada da böyle yaparsak, işte Batı darılmasın; Avrupa darılmasın. Peki biz, ikinci sınıf vatandaş mıyız? Bizi darılttıkları zaman olmuyor da biz onları darılttığımızda mı oluyor? Yani korkunç bir aşağılık duygusu var. Bu tür dış işleri imtihanlarında acaba Batı’ya karşı “aşağılık duygusu” var mı, yok mu? Diye ayrıca psikolojik imtihan yapılması lazım. Ciddiyeti öğrenin. Bu ne demek? O bizi darıltacak; ben darıldığım zaman mümkün oluyor da Batı darıldığı zaman olmuyor. Efendim çünkü biz elimizi açıyoruz. İsteyen biziz durumundayız. Hayır, istemiyorum! Ben tek bir kahve olsun, kabul ediyorum. Otuz çeşit kahve olmasını istemiyorum. Topluma fedakârlığı öğretmeyecek miyiz? Bu ülkeye tüketim kültürünü soktular; kendileri de pişmanlar… Millet kullanamadığı pantolonları, gömlekleri bilmem neleri alıyor. Benim evimde bir erkek mağazasını giydirecek kadar pantolon, gömlek, ceket ve ayakkabı var. Giymediğim ayakkabılar var. Sürekli tüketeceksin. Nereye kadar ama? İnanılabilir bir boyut değil bu… Ve bunu da değiştirmek kolay değil… Şimdi bakın, hiçbir askeriyemiz Türk tabancası kullanmıyor. Browning… Niye? 84 senedir Saddam Hüseyin, öbür taraftan İran atom bombası yaparken, Türkiye bir tabanca yapamadı mı? Ne kadar ayıp…
Çok acı bir duygu…
Habire satın alıp, bilmedikleri malları kullanmaya çalışıyorlar. Yeni gelen asker arkadaşlara, 1960’larda verilen silahların İngilizcesinin tercümesini yaptırmaya çalışıyorlar.
Dünkü Pakistan bile atom bombası yaptı. Devlet şuuru olmayan Pakistan… 50 yıllık bir devlet…
Demek ki bayağı dalga geçilmişiz. Üniversite de bilim ve araştırma yerine, habire silah alıp bol bol tatil köyü açmışız.
Az önce “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi taraftarıyım” dediniz. Neden sizce? Çünkü biz Avrupa Birliği’ni emperyalist unsurlardan birisi olarak görüyoruz.
Şimdi tabiî, Rusya’yı inceledim. Rusya Türkiye’den korkuyor, çok Türk var. Rusya-Türkiye ittifakı Rusya’yı çökertir. Biz Rusya’yı ele geçiririz.
Orta Asya Türk tarihî var.
Çin’de Türkiye’den korkuyorlar. Meselâ Doğu Türkistan Türklerini bunlar İslâmcı, -Amerika’nın modeli bu- terörist olarak görüyorlar. 50 milyon terörist olur mu yahu?
Sadece o değil, Çin içerisinde 170 milyon Müslüman var.
İşte bunu Amerika’dan kullandılar. Ondan sonra oradan o tarafa gidemiyorsunuz. Laik Araplara gidemiyorsunuz. Amerikan elçisi Araplarla Arapça konuşuyor; bizimki İngilizce konuşuyor. İşgal kuvvetleri komutanı gibi… O hâlde fonksiyon yapabileceğimiz ve belli bir düzende ele geçirilmiş topluluk olarak yaşlanmış nüfusuyla Batı’yı gördüm. Çünkü bunların evlenip yaşamaktan, çocuk bakacak hâlleri yok… Genç nüfusumuzla bugünkü Batılılaşmış, Avrupa içindeki sistematiğiyle bunu ancak Türkiye yapabilir. Bir de Almanya’ya sık sık gidip geliyorum. 80 bin tane iş adamımız var. Yanında Almanları da çalıştırıyor. Eğer biz Batı’da olursak, o tarafa doğru gidersek arkamızdaki meselâ Kazakistan Türk’ü bir Fransız gibi olmak istemez; Paris yaşamını istemez. Türk gibi olmak ister. Olunanla birlikte, önümüzdeki dönemde eğer Amerika bizi bölemiyorsa, Çin’le mücadelesinde Orta Asya Türklüğünün Türkiye’ye olan bağlılığı var diye düşünüyorum. Ben de bu arada baba tarafından Doğu Türkistan Türküyüm. Köni…
“Uygur”sunuz yani…
Evet… Köni; doğru, adil, yargıç demek… Kutadgu Bilig’te yazıyor. Bunu da şeyden anladım. Bir Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde, Tarih Fakültesi’ne Çin Heyeti geldi. Rektörde takdim ediyor. Bu tarih bölüm başkanı… Bütün Çinliler bana… Ne oluyor? Tipimizde tutmuyor… Köni deyince, yargıç falan… Heee, bu bizden…
Lütfü Akdoğan Bey Türkiye’nin dış politika yazarı… Çin’den muhabir geliyor. Devlet Bakanı da geliyor. İstanbul’u gezdiriyorlar ona… Boğaz’dan geçerken “Biz Türk milleti, Adriyatik’ten, Çin Denizine kadar hakim olmuşuz” şeklinde bir latife ediyor. Çin’li Bakanın tercümanı bunu bakan tercüme edince Çin’li Bakan’ın yüzü kızarıyor.
Şimdi Rusya’nın ve Çin’in yükselmesi, yani uluslar arası bir denge olması, meğerse bizim lehimizeymiş.
Tek kutuplu olmaması her zaman daha iyi…
Çok kötü oldu tek kutuplu olması…
“1970’lerde, o zaman ki SSCB le ABD arasında imzalana SALT-1 ve SALT-2, yani Nükleer silahların azaltılması anlaşmaları ve detant-yumuşama politikasını bol bol alkışlayanlara Üstad Necip Fazıl tâ o zamanlar şöyle diyor: “ Siz ahmak mısınız? Bu Türkiye’nin aleyhinedir. Rusya’yla Amerika’nın bizzat yumuşaması, bir araya gelmesi… Biz her iki taraftan esen rüzgârla ayakta duruyoruz” diyor. Bu rüzgârlardan birisi kesilirse bizim hâlimiz harap… Ne yapıyorsunuz? Neye seviniyorsunuz? Kendi bindiğiniz dalı kestiğinizin farkında değil misiniz?”
Burada ben olayı kendi belgeleriyle açıkladım. Gıcık yapmasınlar diye… Siz söylüyorsunuz. Daha da geniş, istihbaratta üniversiteler kullanmışlar. Bir takım burslar, hepsi istihbaratmış meğerse…
Biraz önce açıkladınız. NATO’nun, onların bize verdiği istihbarat neticesinde durum değerlendirmesi yapıyoruz. Değerlendirirken bile onların verdiği bilgiye mahkûmuz.
Üniversiteleri, doktora yazacak adamı gönderiyor Afganistan’a… 6 sene yatıyor adam orada. Burada böyle bir şey olsa, “Aaa! Yurt dışında bu herif… Boşuna para ödüyoruz” diye amuda kalkarlar. Türkiye nasıl istihbarat yapacak. İşte istihbaratı… O kadar Türkmen nüfus var ama Kuzey Irak’ta istihbaratı sana Amerika veriyor. Helal olsun!..
Batı’nın “Ilımlı İslâm” politikası hakkındaki düşünceleriniz?..
1976 yılında Fransız yazarı, Gürcü asıllı, Helene Carrere d’Encausse isminde bir kadın, şu an Fransız Akademisi üyesi… Bir kitap yazdı. Kitap Türkçeye de çevrildi. Adı da “Çatlayan İmparatorluk”… Orada diyor ki, “Bir İslâmi gelişme var. Özellikle 1973 Arap-İsrail savaşından sonra… Rusya’daki askeri yapı, Müslüman askerlerle Rus kökenli askerlerin kaynaştığı bir yer değil. Birbirleriyle çekişiyorlar…” Derken, Reagan iş başına geldi. Ulan, bu İslâm galiba. Rusya’yı çökertecek. 1979’da da Humeyni olayı olduktan sonra bunlar Afganistan’a girince, bunlar Taliban’a Pakistan üzerinden Suudi Arabistan parasıyla büyük destek verdiler. 1980 darbesinde de bize verilen para, Suudi Arabistan parasıydı. O yüzden İmam Hatip okulları yükselmeye başladı. Şimdi Ilımlı İslâm dedikleri, Sayın Başbakan’ın söylediği gibi, “İslâm’da ılımlısı ılımsızı yok.” Ilımlı İslâm, Amerika’ya karşı olmayan İslâm…
Antiemperyalistliği değil, emperyalizmi benimseyen İslâm…
Yani Suudi Arabistan… Eğer biz bir ayrım yaparsak, Suudi Arabistan’ın İslâm’ı yanında Türk İslâm’ı, gayet normal şekilde gider.
Suudî Arabistan Vahhabî ve ABD ile iyi anlaşıyor…
Ama işte o Ilımlı İslâm... Katar ve Kuveyt Ilımlı İslâm… O tarz… Türkiye, Irak, İran, Suriye kötü(!) İslâm…
Amerika’ya direndikleri için…
Tabiî aynı yapı biçimde Amerika’yı dinleyen Müşerref Ilımlı İslâm, ülkemizi işgal ediyorlar; bize habire vuruyorlar. Niye bunları söylemiyorsunuz diyen Somali kötü İslâm… Böyle bir ayrım var. Ilımlı İslâm ile kötü(!) İslâm arasında…
Amerika’ya direnmediğiniz zaman, her şeyinizle güzelsini; Ilımlı İslâm oluyor. Direnip İslâm’ın emrini yerine getirdiğinizde ise kötü(!) İslâm oluyorsunuz.
Evet, bu ortaya çıktı. Ama Rusya yıkıldıktan sonra da sırtlarını döndüler. Çünkü Suudi Arabistan’ın en zengin ferdi onlar için Usame bin Ladin savaşıyordu. Çeçenistan da savaştı.
Afganistan’da savaştı.
Bosna Hersek’te savaştı. Bunlara göz yumdular. Oralara nasıl gidecekler. Ama tersi çevirince, yalnız bırakınca, iş bittikten sonra kullanıp atınca, onlarda ona reaksiyon duymaya başladılar. Şimdi yarattığı Frankestein’ı vurmaya çalışıyor; öldürmeye çalışıyor. Gittikçe reaksiyon büyüyerek…
Hesap edemedi Batı…
Evet, bir de şu var: Efendim bunlar Afganistan da… Uçak kaçıranlara bakıyorsunuz; 19’dan 15’i Suudi Arabistanlı. Niye Afganistan oluyor da Suudi Arabistan olmuyor? Ondan sonra İsrail’i kurtarmak için Irak… İp koptu tabiî… Onları, kendileri açıklıyorlar. Kendi kaynaklarını koruyorlar.
11 Eylül’ün dünya ve Amerika tarihinde nasıl bir tesiri olmuştur?
11 Eylül, -bir kere kendi bilim dalımdan söyleyeyim- devletler hukukunun barış ve güvenlik kısmını söküp, attı. Gücü olan istediği yere müdahale eder. Hem de önleyici müdahale… Böyle bir şey yok. İkincisi, Amerika’nın bütün enerji alanlarına yayılmasına neden olabildi. Şimdi Rusya’yla iyi geçiniyor ama bir bakıyorsunuz, “turuncu devrim”, “pembe devrim” falan o da ona bir reaksiyon ortaya koyuyor. Bir arkadaşımıza bakarsanız, Mahir Bey’e göre bunları birlikte yapıyorlar. İlginç olmak istiyor aslında… Bir televizyonda izleyin kendisini lütfen. Yani, hegemonyayı genişlettiler. Onun için yıkıldı derken dikkat edin; bu harcama boyutu onu biraz aşağıya doğru çekti. Fakat sağda-solda o kadar değişik yerlere yerleşti ki, zaten analizlerini uzun görebilen bir kabiliyeti var. Diyordu ki, 2020 yılında rakip Çin… O rakibin içine yatırımlar yapıyor ve “demokratikleşme” diyor. Çünkü çarpışarak 1,5 milyarı öldürmek mümkün değil… Kendi içinden rekabet çıkaracak. O yüzden de Amerikan Turanı…
Ama o şey çöktü aslında… Usame bin Ladin’in 11 Eylül’den sonra söylediği güzel bir söz var: “Amerikan ayısını ininden çıkardık. Amerika savaşmak için oraya gidemiyorsunuz. İninden çıkardık, çekeceğiz buraya…” Amerika gömüldü, çıkamıyor. Yayılayım derken, Roma gibi oldu. Geçenlerde Amerikan’ın eski Dışişleri Bakanı açıkladı: “Amerika bir günde çökebilir” diye.
Sakın o analizleri baz alarak çözüm üretmeyin.
Sadece o değil, içerideki vahameti ortaya koyuyor.
Olabilir, şimdi bunlar değişecek, demokratlarla birlikte, çok değişik değil… Ama iki yüz elli gram, daha derli-toplu bir politika yapmaya çalışacaklar. Bazı alanlarda tadilata gidilecek. Ondan sonra birtakım gelişmeler… Ama uzun refleksli gözetleme isteyen olaylar bunlar.
Evet…
Öbür türlü “o çöküyor, bu çöküyor”… Bir kere üniversitelerini göreceksin. Hâlâ buradan oraya doktora yapmaya gidiliyorsa, çökmez. Kimse Amerika’dan buraya doktora yapmaya buraya gelmiyor. Bir ülkenin çöküp çökmediğini şuradan anlayacaksın; kapıları açtığın zaman milletin yarısı dışarıya kaçmayı istiyorsa…
Ama hocam aynı şey Amerika içinde geçerli… Çoğu Kanada’ya kaçıyor.
Türkiye’ye bakarsan, Herkes oraya gitmek istiyor.
Türkiye’yle Amerika’yı kıyaslayamayız ama Amerika’yı kendi içinde kıyaslarsak o mânâda…
O, Kanada’yı toparlamış, kendi kaynaklarını yeniliyor. Meksika’yı işçi olarak görüyor…
Latin Amerika’yı kaybetti bu arada…
Ama ne kadar sürer?
Ben 10–15 yıllık bir süre veriyorum. Ama daha önce de dediğim gibi, Türkiye’yi kaybettiği ân, üç yıl içerisinde New York bölünür, diyorum.
Meselâ Barzani’nin söylemi değişti. “Biz Irak içinde kalarak yaşamımızı sürdüreceğiz.” Bu değişen devri gösteriyor. Burada başka bir model uyguluyor. Bakalım, nereye kadar gidecek… Şu bir ay içindeki anayasa tartışmaları ve çıkan yapı, bize önümüzde gelişecek olayların ipucunu verecek!
Anayasa tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Amerika’nın Türkiye’yi sömürmesine yeni bir çehre bulma olarak bakabilir miyiz?
Asıl değişmenin nedeni, Avrupa Birliği yasalarına uymak için yapılıyor. Ama ne kadar serbestleşirse, -bir Rusya modelini unutmamak lazım- gerekli ekonomik kaynaklar verilip, toplumdaki istekleri tatmin edecek hâle gelmeden yapılan demokratikleşme, talep arttırımı, çatışmayı arttırır.
Ve toplumu çökertir.
Tabiî… Bu modeli gördük. Görmeseydik Rusya’yı, yiyecektik. “Daha demokratikleşin.” O zaman istediğimi ver!.. Veremiyorsan, çatışırız. Rusya onu yapamadı. Demokratikleştikçe toplumda hır çıkmaya başladı. Bölgeler vergi göndermediler. Moskova Belediyesi Rusya’dan ayrılmayı düşünüyordu. Moskova Belediyesi nereye gidecek? Bu örnekler olmasaydı, bu olayı yiyecektik. Yiyen arkadaşlar var.
Hocam, röportaj için teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.
BARAN
Dergisi 52. Sayısı’ndan (03 - Ocak 2008) |