İdris Bey, oğlunuz Alparslan Aslan’ın yargılanmakta olduğu mahkeme süreci
geçtiğimiz gün hakkında iki kere müebbet ve 68 sene cezayla noktalandı.
Ancak TC hukukunda görülebilecek bir hükümle karara bağlandı. Arslan
ailesinin reisi olarak Alparslan Arslan’ın tutuklanmasından bugüne yaşadıklarınızı
kısaca anlatır mısınız?
İlk anda hangi sebeple, niçin yapıldığını bilemediğim için, medya mensuplarına
bazı açıklamalarda bulundum. Daha sonra Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan
bombaları, o bombaları yayınlanan başörtülü domuz karikatüründen dolayı
atıldığını anlayınca, fark edince, bende mücadele azmi daha da belirgin
bir hâle geldi. Ve tabii ortada bir hakaret vardı. Daha sonraki günlerde
dedim ki, “Milletin değerlerine!..” milletin değerleri ki, daha sonra
beni aradılar, “Değerleriyle neyi kast ediyorsunuz?” ben de dedim ki;
“Değerlerle ben Kur’an-ı Kerim’i kast ediyorum, İslâm’ı kast ediyorum,
bayrağı kast ediyorum, ezanı kast ediyorum ve başörtüsünü kast ediyorum.Burada
başörtüsünün değer olmadığını iddia eden mankurtlar varsa… “mankurt”u
bilirsiniz, Cengiz Aytmatov’un romanında geçer... “Başörtüsünün değer
olmadığını iddia edenler varsa Çanakkale şehitlerine sorsunlar, onlara
inanmıyorlarsa Sütçü İmam’a sorsunlar, ona da inanmıyorlarsa millete
sorsunlar” dedim. Madem millet-demokrasi diyorlar, gitsin millete sorsunlar
bakalım. Milletin yüzde 80’i başörtüsünün değer olduğunu, hem de uğrunda
şehit olunması gereken bir değer olduğunu söylüyor. Mehmet Akif diyor
ya “Asımın nesli diyordun ya, nesilmiş gerçek... İşte çiğnetmedi namusunu,
çiğnetmeyecek.” Tabii ki mankurtlar bundan anlayamazlar. Benim duygularımı
da anlayamadılar. Hele Alparslan’ı hiç anlayamadılar. Belki bunlar Alparslan’ı
değerlendirirken deli gözüyle bakabilirler. Mesela bugün Batılılar, Hıristiyanlar,
Müslümanların zekât verme müesseselerini anlayamıyorlar. Nasıl oluyor
da insan karşılıksız verebiliyor? Nasıl olur da sizin bir menfaatiniz,
bir çıkarınız yoksa birine karşılıksız bir şey verebiliyorsunuz? Karşılığında
bir şey almayacaksınız niye bunu veriyorsunuz? Bunu anlayamıyorlar. Çünkü
kendi yaşantısında, kendi kültüründe, kendi hayatında bu yok.
Hayat tarzında öyle bir şey yok.
Yok, öyle bir şey yok. Anlamakta güçlük çekiyor. Bunun için kendi dünya
görüşünde bu tür şeyi olmayanlar anlayamazlar. Çünkü aklı, fikri, dünya
görüşü, kişiliği buna müsait değil. Bunu anlayabilecek, algılayabilecek
seviyede ve kapasitede değil. Bizdeki şehitlik müessesesi… Şehit oluyor
adam güle oynaya. “Gül bahçesine girer gibi” diyor ya. Değil mi?
Allah’ın kendisine vereceği makam ki Peygamberlik makamından sonra en
büyük makam şehitlere verilmiştir. Tabii ki bu iki yıllık zaman zarfında
çok şey yaşadık. Çok sevinçler de yaşadık, çok acılar da yaşadık. Rabbime
şükrediyorum, Elhamdülillah diyorum. Oğlum kötü bir yolda değil, kötü
bir amaç uğruna gitmediğine inanıyorum. Dolayısıyla gururluyum. Ben daha
önce AYLIK Dergisi’ne verdiğim röportajda da söylemiştim; karşılaştığım
birçok insan, binlerce, on binlerce insan tebrik etti. Böyle bir evladı
nasıl yetiştirdiğimi sordular. Alparslan için “O bizim gururumuz” diyenler
oldu. “O yüzyılın kahramanı” diyenler oldu, “O yüzyılın lideri” diyenler
oldu. “Kim ki ‘Alparslan iyi etmemiş’ derse günaha girer” diyenler oldu.
Tabii ki, bu bir iman sınaması aynı zamanda.
Bu şekilde diyenler oldu. Yani ne kadar çok insanla karşılaştıysam, o
kadar farklı, olumlu değerlendirmeler aldım, görüşler aldım. Efendim,
“Gün gelecek Alparslan tıpkı Recep Tayip Erdoğan gibi o da bir gün
Türkiye’nin başına lider olacak” diyenler oldu. Yani bu meyanda bir
çok şey dinledim.
Şimdi müslümanlar başörtüsü hakkında, tam da başörtüsü meselesinin ülkeyi
sardığı bu siyasi ortamda, verilen bu kararın ardından söyleyeceklerinizi
merak edeceklerdir?
Şimdi... Başörtüsü tartışması hâlâ yoğun şekilde devam ediyor. 411 tane
milletvekilinin oyuna rağmen hâlâ buna kaos diyenler var. Buna tahammül
edemeyenler var. “Yüzde 95’le gelseniz bile yapamazsınız” diyenler var.
Ben geçen gün duruşma çıkışı adliyenin önünde söyledim; zafer milletin
olacaktır. Hiçbir güç milletin önünde duramaz. Bu milletin millî ve manevî
değerlerine düşman olanların Çanakkale’yi geçmek isteyenlerden farkları
yoktur. Dün nasıl biz Çanakkale’yi geçilmez kıldıysak, bugün de Çanakkale’yi
geçilmez kılıyoruz ve kılacağız Allah’ın izniyle. Dün biz nasıl bu ülkeyi
elimizden almak isteyen emperyalist güçleri denize döktüysek, bu ülkeye
düşman olanların, bu milletin milli ve manevi değerlerine düşman olanların
da bunu bilerek hareket etmelerinde fayda var diye düşünüyorum. Onun
için, herkesin bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı var.
Allah’ın hesabı bütün hesapların üstündedir. Millet bunlara papuç bırakmaz.
Ben bu tartışmaları zaman zaman televizyonlarda izliyorum, hala görüyoruz
bazı gazeteler başlık atıyor.
Azınlığın azgınlığı!.. Hâlâ azgın şekilde hareket ediyorlar. Bilemem
onlar bu cesareti, bu gücü nereden alıyorlar. Ben bunları gördükçe, bunları
dinledikçe… Tabii bu yeni olan bir şey değil, 150-200 yıldır bunu millet
olarak yaşıyoruz. Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren başlayan bir
tartışma bu yabancılaşma, bu batıcılaşma, bu Batı hayranlığı. Sonuçta
zafer bizim olacaktır.
Zafer bizim olacaktır, zafer inananların olacaktır. Bunun önüne geçemezler.
Bugün Alparslan çıktıysa, yarın Fatih çıkar, Yavuz çıkar, hem de binlerce
çıkar. Ben gençlik yıllarımda hep bu milletin tarih içerisindeki seyrini
düşünmüşümdür. Hep isterdim, benim çok iyi yetişmiş evlatlarım olsun,
bu milleti, bu ülkeyi ayağa kaldıracak, eski hâline getirecek evlatlara
sahip olmak isterdim. Hep öyle hayal ederdim. Şimdi bakıyorum da bir
noktada amacıma yetiştim diyebilirim. Elhamdülillah.
AKP’nin politikasını nasıl buluyorsunuz? 6 yıldır yaşananlardan sonra
hâlâ mağdur pozlarındalar. Çankaya başta olmak üzere Anayasa Mahkemesi,
YÖK vs. bunlar AKP kadrolarının nüfuzu altında bugün. Mesela Tayip Erdoğan
dün “Bir insan hem laik hem Müslüman olamaz” diyordu. Bugün, “Sadece
başı açıklar mı laik olur?” diyor. Tabloyu nasıl görüyorsunuz?
Milletin, halkın 22 Temmuz’da AKP’ye verdiği yetkiyi ben AKP’nin yeterince
kullanmadığına inanıyorum. Yüzde 47 oranında bir oy ile AKP’yi ezici
bir çoğunlukla iktidar yaptı. AKP bu iktidar gücünü yeterince kullanmıyor.
İktidar ama muktedir değil diye düşünüyorum. Milletin ihtiyaçları, inançları
ortada.
Benim zaman zaman dile getirdiğim, meslek hayatımda da bazen vurguladığım
bir şey; şimdi, plânlamanın temel ilkeleri var. Bir şeyi plânlarken göz
önünde Bulundurmanız gereken temel ilkeler var. Bu bir anayasa olabilir,
aile olabilir, bu bir devlet olabilir, bunu her şekilde düşünebilirsiniz.
Bu planlamanın temel ilkelerinin başında toplumun ihtiyaçları gelir.
Plânlama yaparken, bir program yaparken, bir iş yaparken toplumun ihtiyaçlarını
dikkate alacaksınız. Daha sonra toplumun inançlarını, ideallerini, ülkülerini,
değerlerini dikkate alacaksınız ve en son da çağdaş psikoloji ilkelerini
dikkate alacaksınız. Bunları dikkate almadan atacağınız hiçbir adım,
yapacağınız hiçbir plânlama, yapacağınız hiçbir program hedefine ulaşamaz.
Kuracağınız devlet de devlet gibi olmaz. Onun için o yapacağın işin,
kuracağın devletin, hitap ettiğiniz milletin değerleriyle barışık olması
lazım. Bunu ben söylemiyorum, bunu bilim adamları söylüyor. Değerleriyle
barışık olması lazım. Eğer devlet, milletin değerleriyle barışık olmazsa,
milletin değerleriyle çatışık hâlde olursa, devletle millet arasında
çatışma doğar.
Bugün devletimizin çok önemli noktalarına Truva atıyla yerleşmiş olan
sünnetsiz insanlar var. Bunu açık ve net söylüyorum. Nasıl ki dağda PKK
içinde sünnetsizler varsa, bugün devletimizi idare edenlerin arasında
da sünnetsizler var. Adları Mehmet, Ahmet, kendilerini bu şekilde kamufle
etmişler. Amaçları ve niyetleri farklı.
Tarihi “şark meselesi”ni bilirsiniz. Bunlar bizi Anadolu’dan söküp atmak
istiyorlar. Bizi Anadolu’dan söküp atmanın plânlarını, programlarını
yıllar öncesinden yapmışlar.
İşte bu başörtüsüzleştirme de Müslüman Türk milletini, Müslümanları Hıristiyanlaştırma
projesidir. Milletin gözü açıldıkça, millet şuurlandıkça, millet bilinçlendikçe
kendi haklarına sahip çıkacaktır. Bugün mahkemelerimiz karar verirken
“Türk Milleti Adına” diye başlık atarlar biliyorsunuz. 11. Ağır Ceza
Mahkemesi Alparslan ve arkadaşlarını yargılarken “Türk Milleti Adına”
karar verdiğini iddia ediyor. Türk milletinin yüzde 80’i başörtüsünün
yasaklanmasının karşısında!..
Ve Türk milletinin yüzde 80’i Alparslan’ın haklı olduğunu söylüyor. Peki
nerde “Türk Milleti Adına” karar vermek? Bu kararı Türk milletine bırakırsan,
Türk milleti bu şekilde karar vermezdi. Gelecekte Türk-İslâm tarihine
ben inanıyorum ki Alparslan kahraman olarak geçecektir. Bunların bugün
ağır bir şekilde cezalandırdıkları Alparslan... Yani kısaca ben AKP’nin
bu noktada yeterli tavrı ortaya koyduğuna, yeterli mücadeleyi verdiğine
ben inanmıyorum. İşte çene altından bağlanacakmış, bilmem neymiş, böyle
abuk sabuk şeyler doğru değil diye düşünüyorum. Serbestse serbest bırak;
o genç kızlar nasıl bağlaması gerektiğini bizden iyi biliyorlar. Eğer
hâlâ 18-20 yaşına gelmiş bir kıza başörtüsünü nasıl bağlaması gerektiğini
söyleyecek noktadaysanız ülke olarak gelişemezsiniz.
Bir de şöyle bir şey var. Anayasada yer alacak bir kanunla, “18 yaşından
sonra üniversitede serbestken, üniversiteyi başörtüyle okuyup bitirene
devlet kamu kurum ve kuruluşlarına girme izni yok”. Bu da başörtüsüne
sahip çıkma adına yapılıyor?
Evet... Geçen mahkeme çıkışı ben medya mensuplarına söyledim. Başörtüsü
Allah’ın emri. Kur’an-ı Kerim’de Cenabı Allah buyuruyor. Millet Müslüman
bir millet, yüzde 90, 95 neyse, hangi orandaysa. Şimdi millet Allah’ın
emrine mi uyacak, yanlış bir uygulamaya mı uyacak? Allah’ın emri başörtüsünün
takılmasını gerektiriyor.
Akıl baliğ olduktan sonra…
Tabii… Nerede takacak bunu? Her yerde. Okulda, çarşıda, sokakta, her
yerde. Hayatın her alanında başörtüsünü takmak farz. Çıkardığın zaman
günahkâr oluyorsun, farzı terk ediyorsun. Onun için, efendim okulda
takabilir, sözde “kamusal alan” dedikleri yerde takamaz diye hizmet
alanlar, verenler şeklinde bir ikilem de yer alıyor. Böyle bir şey
olamaz. Ben inanıyorum ki bunlar zamanla oturur. Hâlâ anlamak istemeyenler
var. Millet bunlardan söke söke alır. 40’lı yıllarda, 50’li yıllarda
bu ülkede “Bismillah” demek suç iken, o günlerden bu günlere gelinmişse,
bu günlerden de yarınlara rahat ulaşılacaktır inşallah. Okudukça tarihte
geçiyor, “Bismillah” deyip de kurdelayı kesen bakanın bakanlıktan olduğunu
biliyoruz. “Köpekler serbest taşlar bağlı”. Bu hâlâ devam ediyor. Hâlâ
taşlar bağlı, hâlâ köpekler saldırıyor.
“İslâmcı” denen basının tutumunu, tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
(İdris Bey’in yüzünde bir iğrenme alâmeti...) Ben gençliğimden beri hep
medyayı takip ettim. İslâm’a yakın gördüğümüz dergileri, gazeteleri
mümkün mertebe satın aldık, okuduk. Sahip çıkmaya çalıştık. İşte neydi
bunlar bir zamanlar, Tercüman’dı, Türkiye’ydi, Yeni Şafak’tı, oradan
geldik Vakit Gazetesi’ydi, böyle aşama aşama geldik. Hergün Gazetesiydi,
bir zamanlar Vatan vardı, ben size hangi birini söyleyeyim, Yeni Düşünce
mi dersin? Efendim Nizam-ı Alem Dergisi vardı. Bunların birçoğu hâlâ
arşivimde duruyor. Okuduk, tabii ki faydalandığımız çok şeyler oldu.
Kendimizi geliştirdik, ufkumuz açıldı. Fakat gelinen şu noktada şimdi
daha net değerlendirme yapma imkânına sahibim. Bazı noktalarda net
hareket edilmiyor.
Samimiyet?
Samimi değiller işte onu diyorum. Bir Zaman Gazetesi’ni görüyorum. Ben
Zaman Gazetesi’ne yıllarca aboneydim. Arkadaşlarımı abone ettim. Şimdi
ben Zaman Gazetesi’nin bu olay karşısındaki tavrını görüyorum, kaypakça
hareket ediliyor. Bir STV’yi izliyorum… Ben kendilerini aradım, yetkililerini
aradım, “Yanlış yapıyorsunuz, yanlış yorumlar yapıyorsunuz. Haberi
çarpıtıyorsunuz. Bu şekilde değil!.. Alparslan’ı en iyi Allah bilir.
Sonra Alparslan kendisini bilir. Alparslan’dan sonra Alparslan’ı en
iyi ben bilirim. Bunun için bu noktada yanlış yapıyorsunuz. Bir yerlere
yaranmaya çalışıyorsunuz. Yanlış mesajlar veriyorsunuz, böyle yapmayın”
dedim. Bir Vakit Gazetesi…
“Tımarhanelik” yaptılar…
Aynen öyle. Halbuki arkadaşları Alparslan’a üstün zekâlı diyor. Görüştüğüm
45 yaşında bir avukat “Ben Marmara Hukuk Fakültesi’nden Alparslan gibi
iki kişinin geçtiğini gördüm” diyor. “Bu çatı altından başka insanlar
geçtiğini görmedim” diyor. Hatta yanında staj yaptığı avukatına soruyorlar,
“Alparslan nasıl?” diyorlar. “Yaptığından belli olmuyor mu?” diyor.
Yani ismiyle müsemma. Alparslan’ı bunlar Alparslan olarak vermek istemediler.
Hatta Abdurrahman Sarıoğlu “Bu Malazgirt Alparslan’ından sonra ikinci
Alparslan” diyor, öyle değerlendiriyor. Tabii Allah bilir. Ama bu sözde
İslâmî medyanın tavrı çok olumsuz oldu. Yer yer bizi çok üzdü, bizi
çok incitti. Diyorum ya ben defalarca kendilerini aradım. Fakat bir
türlü tavırlarında bir değişiklik görmedim. Hâlâ bu yanlış tavırları
devam ediyor. İlle de Alparslan’ı birileriyle bağlantı kurmaya çalışıyorlar.
Ergenekon operasyonu sonrasında tekrar…
Bağlamaya çalışıyorlar. İşte sözde Alparslan Ergenekoncu... Sözde namaz
kılmayan, İslâm’la herhangi bir bağlantısı olmayan şeklinde… İnsan
bu kadar küçülmez, bu kadar çukurlaşmaz insan. Manipülasyon var. Kendilerine
de söyledim, “Bakın siz hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybediyorsunuz.
Hem hakkınızı hem şerefinizi kaybediyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz”
dedim. “Niye dik duramıyorsunuz? Niye net olmuyorsunuz? En azından
objektif olun. Ben Alparslan’ı savunun demiyorum. Hiç olmazsa çamur
atmayın. Hiç olmazsa lekelemeyin, aşağılamayın, kötülemeyin” dedim.
Ben kendilerinden Alparslan’ı övmelerini beklemedim, istemedim de.
Dürüst olun.
Dürüst olun, objektif olun, tarafsız olun en azından. Taraflı davranmayın.
Ben kartel medyasını anlıyorum. Görevlerini yapıyorlar. Bir Cumhuriyet
Gazetesi, bir Hürriyet, bir Milliyet, bunların görevleri bu.
Din düşmanlığı, halk düşmanlığı...
Din düşmanlığı, millet düşmanlığı, değerlerimizin düşmanlığı olmasa adam
başörtülü domuz karikatürü verir mi? Danimarka bunu yapıyor işte. Bunlardan
ne farkları var? Ama bunların bu tavırlarını ben anlayamıyorum. Yani
çok çirkin gördüm ben bunların bu şekilde yayın yapmalarını. Ahlâk
dışı görüyorum. Söylenecek çok şey var ama… İnsan bazı şeyleri yaşamadıkça
anlayamıyor, göremiyor. Vakit Gazetesi’ne aboneyim, şimdi eşim, “Bırak
aboneliği, kes diyor gazeteyi. Alma artık bundan sonra” diyor. Bu noktaya
geldik.
İdris Bey, son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
İki yıldır yalnız kaldık diyebilirim. Yalnızlığımdan şikâyetçi değilim
Elhamdülillah!.. Rabbim bunu bize nasip etti. Fakat biz insanız, beşeriz,
zayıf yönlerimiz de vardır. Bu yalnızlıktan dolayı, değişik kesimlerden
saldırılardan dolayı zaman zaman üzüldüğümüz, yeise kapıldığımız oldu.
Olmadı değil. Ama tabii hep Allah’ın ipine sarılmaya çalıştık. Hep
dua ettik. Ben inanıyorum ki Cenabı Allah bunun mükâfatını verecektir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri diyor ya “Hak şerleri hayr eyler,
zan etme ki, gayr eyler, ârif anı seyr eyler, Mevlâ görelim neyler,
neylerse güzel eyler” Ben inanıyorum ki Mevlâ güzel eyleyecektir. Yeter
ki sabretmesini bilelim. Ben bunu Alparslan’dan çok iyi biliyorum.
Diyorum ya ben Alparslan’ı çok iyi biliyorum, çok iyi tanıyorum.
“Allah bir kapıyı kapar, bin kapıyı açar.” demiştiniz
Allah bir kapı bin!.. Bu bin tane kapıdan biri bir gün mutlaka açılacaktır.
Evet, Allah var gam yok! Allah var gam yok, Allah var gam yok. Tabii
ki bu çok ağır ama ben inanıyorum ki mükâfatı da büyük olacaktır dünyada
ve ahirette...
BARAN
Dergisi 59. Sayısı’ndan (21 - Şubat 2008) |