(Geçen sayıdan devam...)
Mustafa Kemal ve arkadaşları, hepsi İttihatçıdır! Bak "hepsi"!
Bir tanesini bile dışında tutamazsın! Ama, tabi, akıllı insan, yani teşkilatçı
insanlar. Burada İttihatçılığı biraz belirginleştirilse. Halkın şeyini
alınca.
Desteğini alıyor!
Desteğini alınca… Onun için, Sivas Kongresi'nde hepsi kalkar, -onu okumanızı
tavsiye ederim- yemin ederler, onların bir yemini var; "İttihatçı
değiliz!" diye bir yeminleri var!.. Biliyor muydunuz bunu?
Yok, hayır…
Tabii, Sivas Kongresi’nde herkes teker teker kalkar, kürsüye gider, işte
“Allah’ın dinine, imanına uyanlar, biz İttihatçılık yapmıyacağız!”
diye… Yani, hepsi İttihatçı… Atatürk Bingazi delegesiydi, İttihatçıların
Selanik’teki kongresinde Bingazi delegesiydi! Ama tabi o dönemin şartları
içinde esnek olmak gerekiyor, hepsi “İslâmcı”; Müslüman kardeşler…
Halifeliğin kurtulması, işte “kardeşlik”. İslâm’da kavmiyetçilik yok
ki, despotizm yok ki! Onun için, hep bazen çok açık ifade edilmese
bile, imaje edilen iyi bir İslâm, işte adil bir İslâmî düzen gelmesi
gerektiği ve böyle, yani Türkçü bir şey değildi. Oysa sosyolojiyi iyi
bilenler bunun oraya gideceğini biliyordu! Çünkü, İttihat ve Terakki’nin
son zamanlarında artık Türkçülük vardı! Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı
Siyaset’i bilmem nesi,
Ziya Gökalpler…
Ziya Gökalp’ler…
‘Vatan ne Türkiye’dir Ne Türkistan! Vatan müebbed bir Turan’ Enver Paşalar…
Evet, evet… Hepsi belliydi. Ondan muvakkat bir zaman içerisinde, çok
sıkışık o dönemde İttihatçılığı reddeden… İşte Şeyh Said de o dönemin
insanı. Hem Kürt’tür, hem de iyi bir Müslümandır! Şimdi yani, elimizi
vicdanımıza koyalım: Müslüman olur, “müslüman” olur. Ama adam, iyi
bir Müslüman!
Şeyh!
Şeyh… İyi bir müslüman, inanan bir müslüman. Yani samimi bir müslümandır!
Şimdi tam ona göre ters geliyor: Sen artık herkesin Türk olması lazım
geldiğini söylüyorsun…
Yok sayıyorsun!.. Bürokrasiyi çok şey ediyorsun, yani “Osmanlı bürokrasisi”
Osmanlı değil! Osmanlı bürokrasisi, İttihat Terakki bürokrasisini yaratıyordu.
Onun için…
Ermenilerin de çok büyük bir etkisi vardı bunda değil mi?
Tabi ki… Ermeni korkusu başlı başına bir husustu. Şimdi sen, kalkmışsın
oraları Fransızlar, Ruslar, diyelim ki İngilizler… Onların elinden
tutuyor ilân ediliyor, kulaktan kulağa söyleniyor, hep şey yapılıyor:
“Buralar Ermenistan olacak”! Şimdi sana demin söylediğim gibi, bu ekseriyette
olmayan bir toplumun böyle bir hâl alması, bir de üstelik, eski Ermeni,
eski Türk ve eski Türk değil artık. Şimdi Türk’ün kavmiyetçiliği doğuyor,
Kürt’ün doğuyor, Ermeni’ninki de oluyor… Böylece o kendi kendine ortam
oluşuyor, değiştiriyor; yeni bir ortam oluşuyor… Onun için Şeyh Said
İsyanı hem İslâmcıdır hem de Kürt kalkışmasıdır… Ama esasında, bizim
de şöyle anlayışımız var, biz, “Kürtçü” bir şey derken, adam şey yapıyor;
biz “Türkçü” dediğimiz zaman “Turan”ı var…
Altyapısı diyelim…
Evet! Bunu da, şimdi bizim Türkiye’de de moda olmuş; “Kürtçü” diyorsun,
ne istemiş Kürtçü? “Bana baskı yapma!” demiş. “Dilimi serbestçe konuşayım”
demiş. Ona “Kürtçü” diyorsun, Enver Paşa’ya da “Türkçü” diyorsun! “İslâmcılar”ın
büyük bir…
Zafiyetidir…
Zafiyetidir. Yani şeydir, “ne o, ne o”, yani aynı şey düşünürsen, yani
Türkçülük de yapma, Kürtçülük de yapma!
Zulme rıza göstermemek Kürtçülük yapmak değil ama! “Zulme rıza göstermiyor”;
bu kadar basit!
Evet aynen. Şimdi bu Müslümanların… Pamak’ı bilir misiniz?
Mehmet Pamak mı?
Evet.!
İyi biliriz!
O zaman “nasıl bilirsiniz” diye sormayayım …
Şimdi, düşün; Zilan Deresi’nden zor kurtulmuş bir ailenin çocuğu, Alparslan
Türkeş’in o partisinin kurucusu oldu, aldı, getirdi, onlara teslim etti…
Ben bazen anlatıyorum, Arap kökenli bir meslektaşım vardı, doktordu.
“İslâmiyet’in Üvey Çocuğu Kürtler” diye bir kitap yazdı. Onu okudunuz
mu?
Yok, hayır…
Onu okuyun! Küçük bir kitap. Sen o zaman Salahaddin’e gideceksin ve diyeceksin
ki, -şimdi o insaflı bir çocuktur, iyi bir çocuktur- , meselâ, bu dediğim
gibi, mesela şeyin, “İslâmiyet’in Üvey Çocuğu”. Yazan bir Arap Profesördür!
Sizin selâmınızı götürerelim ve ilgili bütün materyalleri alalım… (gülüşmeler)
Tabi, tabi… Ben de böyle öğrendim. Gençliğimde kimse gelip elimizden
tutmadı, bize yol göstermedi; “bu böyledir, şu şöyledir” demedi… Ben
meselâ, en iyi Turancılar’ı tanıdım. Kimdi? Bir tarafları İslâmcıydı
da ondan. Bak şimdi, bir tarafları İslâmcıydı ama, bir tarafları… Şeyci…
Sana kimi söyliyim… Antalyalı şey vardı, milletvekili oldu… O da doktordu…
Sonra Orkun’u çıkarırdı, karavat beline bağlardı…
Osman Yüksel Serdengeçti…
Evet, Osman Yüksel Serdengeçti… İyi arkadaşımdı, çok iyi arkadaşımdı…
O ve daha böyleleri… Türkiye böyle yerlerden geçti… Öyle kolay değil!...
Hasan Fehmi Boztepe’ydi dediğim, böyle birçokları vardı… Sonra bakıyorsun
ki, bir yol onu alıp götürüyor, öbürünü götürüyor…
‘Kürt Hareketi’ni soralım Naci Bey size: Şu an Kürt Hareketini asıl
değerlendiriyorsunuz?
Onun da büyük handikapları var! Solculuktan geldi! Ondan sonra, katı
bir şeyden geldi, onun için onu aşamıyor…
Zendpress röportajında Salih Mirzabeyoğlu; “Kürt Meselesini
nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine,; “Kürt Meselesi’nden
çok, “Kürd’ün meselesi ne olmalı?” sorusu beni ilgilendiriyor!” cevabını
veriyor. Bugünün Kürtlerin talepleri “biz kaloriferli dairelerde
oturup, televizyonlarda Roj Tv seyredelim”den mi ibaret?.. Yoksa
gerçekten, özgürlük, bağımsızlık ve işgale karşı olmak mı?.. Yani
gerçek mânâda meseleleri var mı? Bir röportajınızda bu minvalde mühim
şeyler söylüyorsunuz.
Ben mi söylüyorum?
Evet. “Kürtlerin ileriye taşıyacak bir fikirleri, bir ufukları yok…”diyorsunuz.
Nerde söylemişim efendim, bilmiyorum? Sizin konuşmanız hoşuma gitti de,
ondan soruyorum. Ben nerde…
En son bir bayanla yapılan bir röportajdı galiba…
Evet.
Röportajın en sonunda söylüyorsunuz bunları…Vatan Gazetesi idi galiba.
Hatta, eşinizin de resmi vardı. Röportajı yapan bayanla üçünüzün de resmi
de vardı…
Vallahi bravo.
“Kürtlerin, daha doğrusu Kürtleri ileriye taşıyacak bir ufukları, fikirleri
olmadığı”…
Ben şunu söyledim, madem sordun; bir defa Kürtler müslümandır! Fanatik
Müslüman olmak ayrıdır, Müslüman olmak ayrıdır… Diyelim ki, Türk için
de bu böyledir, işte, herhangi bir başka fikir içinde. Fanatizm ayrıdır…
Kürtler, iyi müslümandırlar, tâ Selahaddin Eyyubî’den beri.
Türklerden de eski…
Kürtler, 644’de müslüman olmaya başladılar, Türkler biraz daha sonra
oldu, 100-150 sene kadar sonra…
Artı, İslâmlaşma sürecinde en çok Kürtler yardım etti, en çok da Alparslan’a…
Evet. Şimdi, Selahaddin Eyyubî’den başlar. Kürtler iyi müslümandır. Ama,
İttihatçılar iyi Müslüman değildi!
Evet. (gülüşmeler)
Onun için, Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürtler bunu yaşadı. Bu yaşananlara
karşı çıkmak, bunları kabullenmemek, onları son bir darlığa götürdü.
Ufuk daralması yaşadı…
Tabi, tabi… Onu oraya götürdü. Niye öyle oldu? Öyle oldu ki, solcuların
iyi bir dönemiydi, Türk solcularıydı. İslamcılar da, korkularından
Kürtlere hak verecek, kanat gerecek bir şeyleri olmadı. Onun için Kürtler,
bir taraftan Müslümanların bu durumları bir taraftan solcuların bu
iyi dönemi...
Arada kaldılar…
Evet. Kürtler de, zaten geri bir toplumdu. Bu geri toplumun da az buçuk
okumuşları, kendilerine kanal olarak, saha olarak o dar sosyal alan
buldular. Bugün çektikleri de ondandır.
Halkın değerleri idrak edilmedi, yabancılaşma yaşandı…
Yabancılaşıyor, yabancılaşıyor! Şimdi şeyi hatırlıyorum; dedem, beni
okula gönderirken hiçbir şey almadı bir kalem bile almadı. Ama radyoyu
açtığı zaman radyoda Arapça bir şeyler çıkardı. Arapça haaa… Ne olduğunu
bilmiyor. Ama onu dinlediği zaman ağlıyor. Onu benim anlamam lâzımdı.
Dedenizi anlayamadınız…
Ben dedemi anlayamadım… Hem aynı evde yaşıyoruz, aynı ortamın insanlarıyız…
Ama farklıyız. Kürtler, bugün bu sıkıntıyı yaşıyorlar ve iki taraf
da cendereye almış. Solculuk adına işte… Yani Kürtlerin işi zor! Meselâ
Zaman gazetesini takip ediyorum, Yeni Şafak’ı da ediyorum… Böyle bütün
istediği, demokratikleşmeye, herkesin eşitlik içerisinde beraberliğini
az kabulleniyorlar!
Onlar bizden değil biliyorsunuz.
Tabii ki biliyorum. (Gülüşmeler)
Aynı çerçevede değiliz.
Sizi biliyorum.
Bu mühim bir şerhi düşelim.
Elbette. Yolun bu tarafıyla öbür tarafı ayırmak lâzım.
Eklemek isteyeceğiniz bir husus var mı?
Yok, benim ekleyeceğim bir şey yok da. Ben şeyi istiyorum. Sizden olsun,
sizin cepheden olsun, artık yeni bir dönemin tahlillerine girelim.
Yoksa şu şöyle oldu da, bu böyle oldu da, bu bunun bilmem nesiydi de,
onlar öyleydi. Demek istediğim; hep o sınırda tutuyoruz. Geçen gün
arkadaşlarla beraberdim. Dedim ki, ‘bir dönem vardı, bu dönem ne getirdi,
ne götürdü? Bu dönemin izahı nedir? Bunları yeni nesil, yeni kuşak
da böyle tartışmalı.’ Yoksa... Şimdi meselâ Bediüzzaman diyorsun değil
mi? Bediüzzaman’ı incelediği zaman, bazıları çok abartıyorlar. Adamcağız
çok iyi bir insan ama... Tabii ki, o da insan. Peki o zaman onun anlayışının...
Meselâ bak demin ne kadar güzel bir şey sordun. İttihat Terakkî’den
yana olduğu bir dönem oldu. Niye oldu?
Anlamaya çalışmak lâzım.
Anlamak lazım. Niye Kürt ağalarına telgraf çekti? Söyleyin bana, niye
Kürt ağalarına, beylerine telgraflar çekti.
Kendi talebelerine mektupları da var. Talebelerinin soruları var, “Efendim,
İttihat Terakki, bunlar mason” falan. “Olsun, siz onlara güvenin, onların
sonu hayır olacak” diyor meselâ.
Tabi… Bunları yeni bir şeyde…
Yeni bir formda ifade etmek lâzım.
Evet, yeni bir formda ifade etmek lâzım. Peki ben size sorayım. Siz,
Kürt sorununa yahut Kürt sorunu gibi sorunlara, devlete ait şeylerinize
nasıl hazırlanıyorsunuz? Yeni tezleriniz var mı?
Konuşmamıza kaldığımız yerden devam edelim. Ama evvelâ müsaadenizle
mikrofonu kapatalım. (gülüşmeler)
Tabi, tabi iyi olur.
Röportaj için çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.
(Röportajın İlk bölümünü okumak için tıklayınız...)
BARAN
Dergisi 62. Sayısı’ndan (13 - Mart 2008) |