Sürü
Psikolojisi
İnsanlar karşılaştıkları hadiselerde sürü psikolojisiyle, yanındakini
taklid ederek bir çırpıda akla gelebilecek değerlendirmeleri yapmaya
meyillidir.
Sürü psikolojisinde hareket eden toplumların yönetilmesi
bunun için kolaydır.
Bahsettiğimiz bu sürü psikolojisine en son, ordunun PKK’ya yaptığı operasyonu
nihayetlendirmesinde şahit olmaktayız. Geçen sayımızda operasyonla ilgili
değerlendirmelerde bulunurken şu ifadelere yer vermiştik:
“Teknik olarak askerin yoğun kış şartlarında bir haftadan fazla kalamayacağı,
işi bilen bir çok kişi tarafından ifade edilmekte...”
Demek ki, bizim açımızdan operasyonun açıklanan askerî hedefleri gözönüne
alındığında, geri çekilme tarihiyle alâkalı herhangi bir sorun yok.
Peki, bunca spekülasyon ve ordu aleyhine yapılan değerlendirmelerin kaynağı
nedir?
Amerikan Savunma Bakanı’nın kolu kırık bir şekilde Türkiye’ye gelerek,
yaptığı görüşmelerin diğer kısımlarının gizli tutularak, operasyonla
alâkalı kısımlarının kamuoyuna verilmesi...
Kamuoyuna duyurulan görüşmelerde Amerikan Savunma Bakanı, görüştüğü sivil
ve askerî yetkililere “işiniz bitince çekilin!” dedi. Daha sonra ise
Bush Amerika’dan Silahlı Kuvvetler’e, “Kürdistan’dan get out!” diye “sert”
bir uyarı gönderdi. Bütün bu kamuoyuna yansıyan görüşme trafiğinden 12
saat sonra da asker operasyonun bittiği açıklamasını yaptı. Bu açık görüntünün
akla ilk getirdiği, “Amerika emretti, onlar da çekildi” düşüncesidir.
Zaten daha sonraki gelişmeler de bu düşünce etrafında şekillenmeye başladı.
Medyada, sokakta ve aklınıza gelebilecek her yerde karşılaştığınız sürü
psikolojisiyle hareket eden herkes aynı şeyleri söylüyor. Sanki önceden
hesaplanmış psikolojik bir operasyon, bu vesileyle tek merkezden organize
edilerek yürütülüyor gibi...
Sürü psikolojisiyle hareket ederek hemen akla gelebilecek şeyleri söyleme
ucuzculuğu içine girmemiz mümkün değil.
“Psikolojik Operasyon”un kim tarafından hangi gayeyle ve hangi unsurlar
kullanılarak, kime karşı niçin yapıldığına geçmeden önce bir takım tespitleri
yapmakta fayda var.
- Türkiye nüfusunun % 90’a varan kısmı Amerikan düşmanı...
- Irak savaşının en büyük neticesi, iktisadî, siyasî ve askerî olarak
“Amerikan İmparatorluğu”nun çözülmesidir.
-Irak’ta, Iraklı Mücahid Silahlı Kuvvetler karşısında başarı elde edemeyen
Amerika’nın, zafer namına özellikle kendi iç kamuoyuna göstermek için
teşkil etmeye çalıştığı Irak’ın haini kukla Irak yönetimidir. Buna bağlı
olarak da bu yönetimin Irak’a sınırı olan bölge ülkelerinden başlayarak
dünyaca meşruiyetinin tanınması... Bu kukla yönetimin meşruiyetinin tanınmasında
teröristbaşı Amerika’ya yardımcı olacak unsurların aktif faaliyet içine
girişmesi gerekmekte...
-Afganistan’da, Afganistan’ın gerçek sahibi Taliban Mücahid Silahlı Kuvvetleri’nin
işgal ve terör örgütü NATO (Amerika) ordusuna karşı elde ettiği başarıların,
düşman Amerika tarafından kabul edilerek onun ağzından “Afganistan’da
bize yardıma gelin!” şeklinde bütün dünyaya açıklanması...
-“İslâmcı” Laik Amerikancı hükümeti türban sorununu, % 90’ın Amerika’ya
karşı duyduğu düşmanlık duygusunu örseleyecek şekilde çözmeye çalışmakta...
-Özellikle 2003’ten beri devletin ve toplumun, bütün kurum ve kuruluşlarıyla
“ehlîleştirilerek” Amerika’nın bölgedeki politikalarına-çıkarlarına engel
olamayacak hâle getirmek...
-Irak’ın kuzeyinde, bölgedeki bütün kesimlerin hainlerinin katılımıyla
oluşturulmaya çalışılan siyonist duvarı kabul edilebilir bir hâle getirerek,
istiklâl savaşı vermiş bir orduyla istiklâl savaşı veren Mücahid Irak
Silahlı Kuvvetleri karşı karşıya getirilmeye çalışılmakta...
Liberal Çapulcular
Bu tespitler ışığında konumuza dönersek;
Liberal çapulcular ve laik Batıcı İslâmcıların yürütmeye çalıştığı Amerikan
yapımı bir operasyonla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Bunu
söylerken niyetimiz Genelkurmay Başkanı’nın ifade ettiği gibi, “Birilerinin
avukatlığını yapmak” değil... Neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamamıza
yardımcı olacak durum tespitinde bulunmak...
Gladio’nun merkezi durumunda bulunan Bahçeşehir Üniversitesi’nin
karanlık dehlizlerinde, elli kadar liberal çapulcunun yaptığı toplantıda alınan
karar şudur:
“AKP orduyu yıprattığından dolayı kesinlikle desteklenmesi gerekir.”
Peki orduyu niçin yıpratmak gerekir?
Buna verilen cevap da, “Avrupa Birliği çizgisine çekmek için...”
Bu liberal çapulcular ve Laik İslâmcıların güttükleri gaye, % 90’a varan
Amerikan düşmanlığının bu operasyon vesilesiyle Amerikan güdümünde bir
ordu görüntüsü vererek Silahlı Kuvvetlere kanalize etmek... Bu şekilde
Silahlı Kuvvetleri savunma psikolojisine sokarak Amerika’nın bütün isteklerine
karşın direnemez hâle getirmek... Ordunun terör örgütü NATO üyesi olduğunu
biz de biliyoruz.
Söylemeye çalıştığımız, ideolojik kimliği ne olursa
olsun birtakım unsurların Amerikan politikalarının uygulanması noktasında
isteksiz davranmaları dahi, bahsettiğimiz bu çevrelerin şahsında Amerika’yı
çileden çıkardığıdır.
Amerikan Savunma Bakanı’yla yapılan görüşmelerde Başbakan, “İşimiz bitene
kadar oradayız!” diyor. Irak’a gönderdiği Başbakanlık başdanışmanı Ahmet
Davutoğlu ise, “Iraklı yetkililerle görüşürken, “Bir sene daha buradayız!”
buyurdu.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, “Kısa süre izafîdir, bir gün de olabilir
bir sene de...” açıklamasını yaptı. Bir gün sonra da orduyu geri çekti.
Aslında çekilmiş orduyu geri çekti demek daha doğru... Çünkü çekilme
üç gün önce başlamıştı.
Operasyon sürerken yapılan bütün bu açıklamalar, Amerikan düşmanlığının
% 90’a vardığı ülkemizde, insanımız nazarında “Amerika’ya rağmen operasyon
yapıyoruz ve ona posta koyuyoruz” gibi his ve düşüncelerin oluşmasına
sebebiyet verdi.
Hükümet ve askerî kanattan gelen bu açıklamalara baktığımızda görülen
o ki, “kısa süre”yi bir “gün de olabilir” diye ifade eden Genelkurmay
Başkanı’nın açıklaması haricinde yapılan diğer açıklamalarda farklı hesapla
sezilmektedir.
Amerikan Savunma Bakanı Türkiye’ye gelmeden önce, işgal-düşman medyasının
da ifade ettiği üzere cebinde “Afganistan” vardı. Kamuoyuna yansımayıp
yapılan görüşmelerin en önemli hatta tek gündem maddesi, Amerika’nın
Afganistan’daki Taliban Silahlı Kuvvetler karşısında düştüğü zor durumdan
kurtulması-kurtarılmasıydı.
Açıklamaların yapıldığı yerler ve açıklama sahiplerinin konumları gözönüne
alındığında şu rahatlıkla söylenebilir: Bu operasyonda gaye bir taşla
birkaç kuş vurmaktı.
Hedef tespiti yapılırken hem ordu hem de hükümet yetkilileri tarafından
yapılan açıklama şu:
“Hedefimiz Irak’ın toprak bütünlüğüne ve bölgedeki yönetime zarar vermek
değil. Hedefimiz PKK terör örgütü...”
“PKK terör örgütü” nitelemesi aynıyla “kötü Kürt” nitelemesidir. Kötü
Kürt’ün kim olduğu bu şekilde ifade edildikten sonra, “iyi Kürt’ün kim
olduğu da zaten kendiliğinden meydana çıkıyor. Düşmana kapıyı içeriden
açıp kendi öz evini işgalciyle beraber yağmalayan, talan eden Talabani
ve Barzani hainleri...
Operasyonun hedefiyle alâkalı bu açıklamaların yapıldığı aynı günlerde
de, Başbakanlık başdanışmanı Ahmet Davutoğlu hükümet adına, “Irak
devleti” yetkilileriyle “ciddi iki devlet” arasındaki
görüşmeleri yürütüyordu.
İşgal-Düşman Medyanın Dili
Devletin resmî haber ajansı Anadolu Ajansı’nın işgal-düşman medyasına
geçtiği şu haberin muhtevasından ziyade, kullandığı dile dikkat edin:
“TALABANİ DAVETİ KABUL ETTİ
Ankara’ya geliyor
Başbakanlık Başdanışmanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki
diplomatik heyet, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ile görüştü.
Görüşmede, iki ülke arasındaki ikili ilişkiler ve terör örgütü PKK
konusu ele alındı.
Türk heyeti Talabani’ye, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün resmi davetini
içeren mektubu da iletti. Talabani, daveti kabul ettiğini ve en uygun zamanda
Türkiye’ye geleceğini ifade etti.
Görüşmede, terör örgütü PKK’ya karşı mücadelede Irak tarafının somut
adım atması konusunun ele alındığı belirtilirken, başka açıklama yapılmadı.
Görüşmeye, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ve Irak Milli Güvenlik
Müsteşarı Muvafaak El Rubai de katıldı. Heyet, görüşmeden sonra Yeşil Bölge’de
bulunan ABD Büyükelçiliğine gitti.
Heyetin burada ABD’nin Bağdat Büyükelçisi ve Bağdat’taki koalisyon
güçlerinin komutanıyla görüşmesi bekleniyor.
Heyet bu görüşmenin ardından Irak devlet başkanı yardımcılarından Sünni
olan Tarık El Haşimi ve Şii olan Adil Abdülmehdi ile bir araya gelecek.”
Haberde görüldüğü üzere “ciddî” ve “meşru” bir “devlet”le ve bu devletin
devlet başkanı başta olmak üzere, diğer yetkililerle yapılan bir dizi
görüşmeler anlatılıyor. İşgalci düşmandan bahsedilirken “koalisyon güçleri”
ifadesi kullanılıyor. Türkiye’nin Başbakanlık başdanışmanı başkanlığındaki
“diplomatik heyet”, komşu “devlet”in “yönetimi”yle “iki ülke”yi ilgilendiren
birtakım meseleleri görüşüyorlar.
Talabani dediğin adam, Amerikan işgalinin ilk günlerinde kurduğu “yağma
bölüğü” ile ekmeğini yediği, suyunu içtiği, kendi ülkesini yağmalayan,
vatanına ihanet eden bir hain! Bir çapulcu! Ve yarın yargılanıp, kurşuna
dizilecek adî bir suçlu!.. Daha dün bütün resmî ağızlarca “aşiret
reisi”, “peşmerge” ve “Ortadoğu’nun
dansözü-fahişesi” diye aşağılanan bu adam, şimdi aynı resmî
ağızlar tarafından, bir devletin başkanı, hem de Türkiye’nin davetini
kabul etme “lütfunu” gösterecek kadar engin gönüllü! devlet başkanı olarak
sunuluyor!
Irak’ın meşru hükümeti ise işgale karşı efsanevî ve destansı bir direniş
sergilemekte!.. Meşru hükümetin direnişini insanımızın nazarında terör
faaliyeti ile eşitlemek; ve, terörist, hırsız, vatan haini bir kukla
yapılanmayı da meşru yönetim konumuna getirmek...
Şöyle düşünün; Türkiye Amerikan ordusu tarafından işgal edilmiş, bu işgale
de Irak destek vermiş olsun. Türkiye’nin cumhurbaşkanı, başbakanı ve
Genelkurmay başkanının idaresinde olan sivil ve askerî yönetim bu işgali
kabul etmeyip direnme kararı alsın... Türkiye’nin meşru yönetimi işgale
karşı savaşırken, Amerika’nın hainlerden oluşturup işbaşına getireceği
bir kukla yönetim mi millet iradesini temsil eder, yoksa Abdullah Gül,
Tayyip Erdoğan ve Yaşar Büyükanıt liderliğinde işgali kabul etmeyip direnen
yönetim mi?
Ayrıca kukla yönetimi meşrulaştırmak için hainlik yapan bir komşu Irak
sizce ne ifade ederdi?
Ebedî Müttefik
Hadise sadece Başbakanlık başdanışmanı başkanlığında Irak’a giden “diplomatik
heyet” ile sınırlı değil! Hemen arkasından “büyük şeytan” Amerika’nın
“büyük düşman”ı İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad da Irak’a gidiyor.
İşgal-düşman medyasında haber, “elli yıl sonra tarihî buluşma!” diye
iri puntolarla veriliyor.
Talabani dünyanın en meşhur Amerikan işbirlikçilerinden biri değil mi?
Hem de ülkesini Amerika ile elele işgal edecek kadar büyük! Yargılanıp
kurşuna dizilecek bu hain Amerikancıyla Amerika’nın “büyük düşman”ı İran
cumhurbaşkanı nasıl tokalaşır? Onlar medya önünde tokalaşırken Amerikan
uçakları da Irak Mücahid Silahlı Kuvvetleri’nin herhangi bir eylemine
karşı tepelerinde koruma sağlıyordu. Sanki İran bugüne kadar Talabani
gibi işbirlikçiler yüzünden Bağdat’a girememiş de elli yıl sonra girmiş!
Bilâkis İran, Batı adına Irak’a açtığı savaşta Talabani gibi işbirlikçileri
olduğu halde hiç girememişti.
Peki bu “tarihî buluşma” masalı nedir?
Oluşturulmak istenen imaj, elli yıldan beri Irak’ın yönetimi kesintisiz
devam etmekte olup, “ezelî düşmanı” İran, aradaki buzları eriterek Cumhurbaşkanının
cebine barış güvercinlerini koyarak Bağdat’a gönderdi.
İran yönetiminin bu hainliğini İran’ın anti-amerikancı vatanseverleri
gerektiği gibi değerlendireceklerdir. Amerika “ebedî müttefiki” İran’dan,
aynı Türkiye’den olduğu gibi Afganistan’la ilgili yardım da istemiştir.
İran da bunu seve seve kabul etmiştir. Amerika-İran savaşından hatta
bu savaşın kapıda olduğundan bahsedenler, bakalım “tarihî buluşma”yı
nasıl değerlendirecekler? Herhalde insanları dangalak yerine koyarak
“Ahmedinejad Amerika’ya rağmen Bağdat’a gitti” demezler. Ahmedinejad’ın
tarihî ziyaretiyle Türkiye Başbakanı’nı temsilen Irak’a giden “diplomatik
heyet”in aynı anda Bağdat’ta bulunmasına da makul bir açıklama getirirler.
Bütün bunlar olurken ne tesadüftür ki, Amerikan genelkurmay başkanı da
Bağdat’ta!.. Amerikan genelkurmay başkanıyla, İran ve Türkiye’yi temsîlen
orada bulunan “diplomatik heyetler”in hep beraber Amerikan büyükelçiliğinde
“akşam namazı”nı müteakip yemek yediklerini de belirtelim.
Anglosakson-Fars ve Ankara’daki turuncu balkabaklarının oluşturduğu bu
ittifakın gayesi, Amerika’nın özellikle şu seçim döneminde kendi kamuoyuna
vaadettiği “zafer”in gerçekleşmesi ve Afganistan’daki Taliban’ın oluşturduğu
ateş çemberinden kurtarılmasıdır. Irak işgaliyle vaadettiği zafer, Irak
devlet başkanı şehid Saddam Hüseyin’i devirdikten sonra “özgürleşen”
hain Iraklılardan kendisine bağlı kukla bir yapıyı işbaşına getirmek!..
Teröristbaşı Amerika’nın “zafer kazandım!” demesinin tek yolu bu!
Teröristbaşı ve TSK
Bütün bu hesaplar ve plânlar ışığında tekrar, Irak’ın kuzeyine yapılan
operasyona ve bu operasyonu müteakip yaşanan gelişmelere bakarsak...
İçinde barındırdığı Anti-amerikancı ve AB karşıtı unsurlardan dolayı
TSK’nın, liberal çapulcu ve laik Batıcı “İslâmcı”ların desteğiyle AKP
tarafından yıpratılarak, Batılı demokrasilerindeki ordular gibi “hizaya”
getirilmesi operasyonu zaten çok önceden kararlaştırılmıştı.
“Amerika TSK’ya “çık!” dedi, o da Irak’tan çıktı” “Sürü” psikolojisiyle
yapılan bu değerlendirmeyi bir kenara bırakırsak;
Amerika’nın “çekil!” demesiyle çekilen bir zihniyetin, operasyonun başlangıç
ve bitiş tarihini Amerika’ya söylememesi de mümkün değil. Peki, Amerika
TSK’nın yaptığı operasyonun başlangıç ve bitiş tarihini biliyorsa, dünya
kamuoyunun önünde niçin onur zedeleyici bir şekilde “çekil!” dedi. Yukarıda
bahsettiğimiz, hükümet ve asker tarafından Amerika’ya karşı iç kamuoyuna
dönük olarak efelenir gözüken açıklamalar muhtemeldir ki, Afganistan’la
ilgili Amerika’nın hükümetle vardığı anlaşmanın gereği olarak, danışıklı
dövüş şeklinde devam eden bir tiyatro sahnesiydi. Bu ihtimale göre Amerikan
politikaları doğrultusunda yine Amerika’nın isteği ve bilgisi dahilinde
ordu Irak’ın kuzeyinde daha uzun bir müddet “konuşlanacaktı”. Bugüne
kadar Amerikan politikalarının uygulanmasına “nezaret” eden ordu, bu
plâna da “nezaret” edecek ve sesini çıkarmayacaktı.
Yine ihtimaldir ki
nüfusun % 90’ına hakim Amerikan düşmanlığını okşayarak yapılmak istenen
bu operasyon, Amerika’nın Afganistan’a istediği muharip Türk askeri karşılığında
gerçekleştirilecekti. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bir taşla birkaç
kuş vurulmak isteniyor; hem kukla Irak yönetimine Türkiye ve İran eliyle
meşruiyet sağlanarak Amerika’ya bir “zafer” hediye edilecek, hem de Afganistan’da,
Afganistan’ın gerçek sahibi Taliban’a karşı NATO terör örgütünün kıçı
toplanacak!..
Amerika’nın Afganistan’da savaşması için asker istemesi yeni değil, daha
önce defalarca bu talepte bulundu. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt bu talebe, “Afganistan’a
gönderecek bir tek askerimiz dahi yok!” diye karşılık verdi.
Ordu muhtıra verdiğinde veya darbeye meylettiğinde söylenen hep şudur:
“Genç Subaylar Rahatsız!”
Muhtıra verenler ve muhtırayı alanlar, içinde bulundukları durumun izahını
yapabilmek için mazeret olarak genç subayların “gazını alma”yı öne sürerler.
Nedense Büyükanıt’ın “Afganistan’a gönderecek bir tek askerimiz dahi
yok!” açıklamasına hiç kimse, “aslında Büyükanıt paşa, aynı Kore’deki
gibi, Afganistan’da da Amerika’nın tutuşan kıçını kurtarmak istiyor,
fakat genç subaylar rahatsız. Onun için bunu yapamıyor. Daha ileride
Amerika’yı kurtarabilmek için şimdilik genç subayların gazını alabilme
gayesiyle Afganistan’a gönderecek tek bir askerimiz yok!” diye izahat
getirmedi. Fakat şu bir gerçek ki, ordunun muhtelif kademelerinde, özellikle “çuval
hadisesi”nden sonra, Amerika’ya karşı gelişen sesli ve sessiz
tutum, Büyükanıt’ın bu açıklamayı yapmasında etkili olduğu gibi, bu sesli
ve sessiz tutum sahiplerini de cesaretlendirici bir etki arzetmektedir.
Yine ihtimaldir ki, Amerika’nın yanında, Anadolu’daki millî mücadeleye
maddî manevî en büyük desteği veren Afganlı müslümanlara karşı savaşacak
tek bir asker olmadığından dolayı, Irak’ın kuzeyinde bir sene “Amerika’ya
rağmen” kalma plânı TSK tarafından kabul görmemiştir. Bu ihtimal doğruysa
eğer, TSK, “bu operasyon Amerika’nın tutuşan kıçını kurtarmanın karşılığı
olarak yapılıyorsa ben oynamıyorum!” diyerek çekildi. Yine bu ihtimal
doğruysa, Afganistan’a asker gönderilmesini istemeyen ve bu halleriyle
Amerika’yı rahatsız eden ordu içindeki unsurların, Amerikan propaganda
makinesinin dişlileri arasında öğütülmesi elzem olmuştur.
Amerikan propagandasının yürütücüsü liberal çapulcu-laik İslâmcı ittifakı
bu gayeyle harekete geçmiştir. Bunların yapmak istediklerini sıralamamız
gerekirse;
% 90’a varan Amerikan düşmanlığını Amerikan politikalarına karşı az veya
çok duruş sergileyen unsurların susturulması ve daha sonra tasfiye edilmesi
gayesiyle orduya kanalize etmek.
Bunu yaparken “çekilmeden hükümetin haberi yoktu!” diyerek hükümeti Amerika’dan
emir alır görüntüsünden kurtarıp, “Hükümet aslında Amerika’ya rağmen
operasyon yapmak istiyordu ama, ordu engel oldu!” görüntüsünü vermek...
Özellikle liberal çapulcular örgütünün üst düzey yöneticilerinden olan Cengiz
Çandar’ın, “çekilmeden başbakanın haberinin olmadığına dair
elimde bilgi var” açıklamasını başbakanın ilk gün, “haberim vardı” diye
tekzip etmemesi gayet manidar!..
“Amerika çık dedi, ordu da çıktı” propagandasıyla operasyona maruz kalan
Kürtlerin, “Bizi Amerika kurtardı!” düşüncesini zihinlerinde oluşturmak.
Böylece “Kötü Kürt” olan PKK’nın etkisinden Kürtleri çıkararak Amerika’nın
kankası olan yasadışı Fetullah terör örgütünün ve AKP’nin yörüngesine
sokmak. Eğer mümkünse, ileride ne yapacağı belli olmayan PKK’nın belli
başlı kademelerinin tasfiye edilmesiyle bu yörüngede yeni bir Kürt hareketi
oluşturmak...
Bu ihtimale bağlı olarak Barzani’nin Kürt halkına, “AKP’ye oy
verin çağrısı da düşünülürse” mesele biraz daha netleşir. Kürtleri
Amerikan politikaları çizgisine çekme plânı...
Bütün bu oyunlar ve hesaplar içinde bizim tavrımız nedir?
Anti-emperyalist bir çizgide bütün kesimlerin samimilerinin birbirlerinin
“kırmızı çizgileri”ne riayet ederek işgale ve sömürüye karşı mücadele
stratejisine bağlı olan bizler, gayet tabi Amerika’nın politikalarına
ve çıkarlarına zarar verici ufak çaplı hadiseleri dahi büyük bir şevkle
destekleriz. Bu büyük satranç oyununda küçük oyunların tarafı olarak
emperyalizmin bizim sırtımızdan büyük oyunlar oynamasına izin vermemek
tek gayemiz. Biliyoruz ki bugüne kadar işgal ve sömürü, sahte ayırım
noktaları kaşınarak, insanımızı bu bu sahte ayırım noktalarının tarafı
yaparak gerçekleşmiştir. Bugün gelinen nokta, yani inkârcı, münafık,
mürted AKP bunun en büyük delilidir.
Büyük oynama iddiasında olanların seçtiği muhataplar da büyük olmalı...
Önümüzdeki hafta, ele aldığımız meselelere Kıbrıs, Kosova, Kuzey Irak
ve Musul-Kerkük bağlamında devam etmeye çalışacağız.
BARAN Dergisi 61. Sayısı’ndan (06-Mart 2008) |