Osman HALİD:

- Operasyon Üstüne Operasyon
(61. Sayı'dan)

- Operasyon ve Tarihî Misyon
(60. Sayı'dan)
- “Vurun Antepliler Vurun!..
Namus Günüdür!”
(56. Sayı'dan)
- AKP’nin Türbanı
(55. Sayı'dan)






Operasyon Üstüne Operasyon
Osman Halid


Sürü Psikolojisi
İnsanlar karşılaştıkları hadiselerde sürü psikolojisiyle, yanındakini taklid ederek bir çırpıda akla gelebilecek değerlendirmeleri yapmaya meyillidir.

Sürü psikolojisinde hareket eden toplumların yönetilmesi bunun için kolaydır.

Bahsettiğimiz bu sürü psikolojisine en son, ordunun PKK’ya yaptığı operasyonu nihayetlendirmesinde şahit olmaktayız. Geçen sayımızda operasyonla ilgili değerlendirmelerde bulunurken şu ifadelere yer vermiştik:

“Teknik olarak askerin yoğun kış şartlarında bir haftadan fazla kalamayacağı, işi bilen bir çok kişi tarafından ifade edilmekte...”

Demek ki, bizim açımızdan operasyonun açıklanan askerî hedefleri gözönüne alındığında, geri çekilme tarihiyle alâkalı herhangi bir sorun yok.

Peki, bunca spekülasyon ve ordu aleyhine yapılan değerlendirmelerin kaynağı nedir? 

Amerikan Savunma Bakanı’nın kolu kırık bir şekilde Türkiye’ye gelerek, yaptığı görüşmelerin diğer kısımlarının gizli tutularak, operasyonla alâkalı kısımlarının kamuoyuna verilmesi...

Kamuoyuna duyurulan görüşmelerde Amerikan Savunma Bakanı, görüştüğü sivil ve askerî yetkililere “işiniz bitince çekilin!” dedi. Daha sonra ise Bush Amerika’dan Silahlı Kuvvetler’e, “Kürdistan’dan get out!” diye “sert” bir uyarı gönderdi. Bütün bu kamuoyuna yansıyan görüşme trafiğinden 12 saat sonra da asker operasyonun bittiği açıklamasını yaptı. Bu açık görüntünün akla ilk getirdiği, “Amerika emretti, onlar da çekildi” düşüncesidir.  Zaten daha sonraki gelişmeler de bu düşünce etrafında şekillenmeye başladı. Medyada, sokakta ve aklınıza gelebilecek her yerde karşılaştığınız sürü psikolojisiyle hareket eden herkes aynı şeyleri söylüyor. Sanki önceden hesaplanmış psikolojik bir operasyon, bu vesileyle tek merkezden organize edilerek yürütülüyor gibi...

Sürü psikolojisiyle hareket ederek hemen akla gelebilecek şeyleri söyleme ucuzculuğu içine girmemiz mümkün değil.

“Psikolojik Operasyon”un kim tarafından hangi gayeyle ve hangi unsurlar kullanılarak, kime karşı niçin yapıldığına geçmeden önce bir takım tespitleri yapmakta fayda var.

- Türkiye nüfusunun % 90’a varan kısmı Amerikan düşmanı...

- Irak savaşının en büyük neticesi, iktisadî, siyasî ve askerî olarak “Amerikan İmparatorluğu”nun çözülmesidir.

-Irak’ta, Iraklı Mücahid Silahlı Kuvvetler karşısında başarı elde edemeyen Amerika’nın, zafer namına özellikle kendi iç kamuoyuna göstermek için teşkil etmeye çalıştığı Irak’ın haini kukla Irak yönetimidir. Buna bağlı olarak da bu yönetimin Irak’a sınırı olan bölge ülkelerinden başlayarak dünyaca meşruiyetinin tanınması... Bu kukla yönetimin meşruiyetinin tanınmasında teröristbaşı Amerika’ya yardımcı olacak unsurların aktif faaliyet içine girişmesi gerekmekte...

-Afganistan’da, Afganistan’ın gerçek sahibi Taliban Mücahid Silahlı Kuvvetleri’nin işgal ve terör örgütü NATO (Amerika) ordusuna karşı elde ettiği başarıların, düşman Amerika tarafından kabul edilerek onun ağzından “Afganistan’da bize yardıma gelin!” şeklinde bütün dünyaya açıklanması...

-“İslâmcı” Laik Amerikancı hükümeti türban sorununu, % 90’ın Amerika’ya karşı duyduğu düşmanlık duygusunu örseleyecek şekilde çözmeye çalışmakta...

-Özellikle 2003’ten beri devletin ve toplumun, bütün kurum ve kuruluşlarıyla “ehlîleştirilerek” Amerika’nın bölgedeki politikalarına-çıkarlarına engel olamayacak hâle getirmek...

-Irak’ın kuzeyinde, bölgedeki bütün kesimlerin hainlerinin katılımıyla oluşturulmaya çalışılan siyonist duvarı kabul edilebilir bir hâle getirerek, istiklâl savaşı vermiş bir orduyla istiklâl savaşı veren Mücahid Irak Silahlı Kuvvetleri karşı karşıya getirilmeye çalışılmakta...

Liberal Çapulcular
Bu tespitler ışığında konumuza dönersek;

Liberal çapulcular ve laik Batıcı İslâmcıların yürütmeye çalıştığı Amerikan yapımı bir operasyonla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Bunu söylerken niyetimiz Genelkurmay Başkanı’nın ifade ettiği gibi, “Birilerinin avukatlığını yapmak” değil... Neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamamıza yardımcı olacak durum tespitinde bulunmak...

Gladio’nun merkezi durumunda bulunan Bahçeşehir Üniversitesi’nin karanlık dehlizlerinde, elli kadar liberal çapulcunun yaptığı toplantıda alınan karar şudur:
“AKP orduyu yıprattığından dolayı kesinlikle desteklenmesi gerekir.”

Peki orduyu niçin yıpratmak gerekir?

Buna verilen cevap da, “Avrupa Birliği çizgisine çekmek için...”

Bu liberal çapulcular ve Laik İslâmcıların güttükleri gaye, % 90’a varan Amerikan düşmanlığının bu operasyon vesilesiyle Amerikan güdümünde bir ordu görüntüsü vererek Silahlı Kuvvetlere kanalize etmek... Bu şekilde Silahlı Kuvvetleri savunma psikolojisine sokarak Amerika’nın bütün isteklerine karşın direnemez hâle getirmek... Ordunun terör örgütü NATO üyesi olduğunu biz de biliyoruz.

Söylemeye çalıştığımız, ideolojik kimliği ne olursa olsun birtakım unsurların Amerikan politikalarının uygulanması noktasında isteksiz davranmaları dahi, bahsettiğimiz bu çevrelerin şahsında Amerika’yı çileden çıkardığıdır.

Amerikan Savunma Bakanı’yla yapılan görüşmelerde Başbakan, “İşimiz bitene kadar oradayız!” diyor. Irak’a gönderdiği Başbakanlık başdanışmanı Ahmet Davutoğlu ise, “Iraklı yetkililerle görüşürken, “Bir sene daha buradayız!” buyurdu.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, “Kısa süre izafîdir, bir gün de olabilir bir sene de...” açıklamasını yaptı. Bir gün sonra da orduyu geri çekti. Aslında çekilmiş orduyu geri çekti demek daha doğru... Çünkü çekilme üç gün önce başlamıştı.
Operasyon sürerken yapılan bütün bu açıklamalar, Amerikan düşmanlığının % 90’a vardığı ülkemizde, insanımız nazarında “Amerika’ya rağmen operasyon yapıyoruz ve ona posta koyuyoruz” gibi his ve düşüncelerin oluşmasına sebebiyet verdi.

Hükümet ve askerî kanattan gelen bu açıklamalara baktığımızda görülen o ki, “kısa süre”yi bir “gün de olabilir” diye ifade eden Genelkurmay Başkanı’nın açıklaması haricinde yapılan diğer açıklamalarda farklı hesapla sezilmektedir.
Amerikan Savunma Bakanı Türkiye’ye gelmeden önce, işgal-düşman medyasının da ifade ettiği üzere cebinde “Afganistan” vardı. Kamuoyuna yansımayıp yapılan görüşmelerin en önemli hatta tek gündem maddesi, Amerika’nın Afganistan’daki Taliban Silahlı Kuvvetler karşısında düştüğü zor durumdan kurtulması-kurtarılmasıydı.

Açıklamaların yapıldığı yerler ve açıklama sahiplerinin konumları gözönüne alındığında şu rahatlıkla söylenebilir: Bu operasyonda gaye bir taşla birkaç kuş vurmaktı.

Hedef tespiti yapılırken hem ordu hem de hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklama şu:

“Hedefimiz Irak’ın toprak bütünlüğüne ve bölgedeki yönetime zarar vermek değil. Hedefimiz PKK terör örgütü...”

“PKK terör örgütü” nitelemesi aynıyla “kötü Kürt” nitelemesidir. Kötü Kürt’ün kim olduğu bu şekilde ifade edildikten sonra, “iyi Kürt’ün kim olduğu da zaten kendiliğinden meydana çıkıyor. Düşmana kapıyı içeriden açıp kendi öz evini işgalciyle beraber yağmalayan, talan eden Talabani ve Barzani hainleri...

Operasyonun hedefiyle alâkalı bu açıklamaların yapıldığı aynı günlerde de, Başbakanlık başdanışmanı Ahmet Davutoğlu hükümet adına, “Irak devleti” yetkilileriyle “ciddi iki devlet” arasındaki görüşmeleri yürütüyordu.

İşgal-Düşman Medyanın Dili
Devletin resmî haber ajansı Anadolu Ajansı’nın işgal-düşman medyasına geçtiği şu haberin muhtevasından ziyade, kullandığı dile dikkat edin:

“TALABANİ DAVETİ KABUL ETTİ
Ankara’ya geliyor
Başbakanlık Başdanışmanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki diplomatik heyet, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ile görüştü.
Görüşmede, iki ülke arasındaki ikili ilişkiler ve terör örgütü PKK konusu ele alındı.
Türk heyeti Talabani’ye, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün resmi davetini içeren mektubu da iletti. Talabani, daveti kabul ettiğini ve en uygun zamanda Türkiye’ye geleceğini ifade etti.
Görüşmede, terör örgütü PKK’ya karşı mücadelede Irak tarafının somut adım atması konusunun ele alındığı belirtilirken, başka açıklama yapılmadı.
Görüşmeye, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ve Irak Milli Güvenlik Müsteşarı Muvafaak El Rubai de katıldı. Heyet, görüşmeden sonra Yeşil Bölge’de bulunan ABD Büyükelçiliğine gitti.
Heyetin burada ABD’nin Bağdat Büyükelçisi ve Bağdat’taki koalisyon güçlerinin komutanıyla görüşmesi bekleniyor.
Heyet bu görüşmenin ardından Irak devlet başkanı yardımcılarından Sünni olan Tarık El Haşimi ve Şii olan Adil Abdülmehdi ile bir araya gelecek.”

Haberde görüldüğü üzere “ciddî” ve “meşru” bir “devlet”le ve bu devletin devlet başkanı başta olmak üzere, diğer yetkililerle yapılan bir dizi görüşmeler anlatılıyor. İşgalci düşmandan bahsedilirken “koalisyon güçleri” ifadesi kullanılıyor. Türkiye’nin Başbakanlık başdanışmanı başkanlığındaki “diplomatik heyet”, komşu “devlet”in “yönetimi”yle “iki ülke”yi ilgilendiren birtakım meseleleri görüşüyorlar.

Talabani dediğin adam, Amerikan işgalinin ilk günlerinde kurduğu “yağma bölüğü” ile ekmeğini yediği, suyunu içtiği, kendi ülkesini yağmalayan, vatanına ihanet eden bir hain! Bir çapulcu! Ve yarın yargılanıp, kurşuna dizilecek adî bir suçlu!.. Daha dün bütün resmî ağızlarca “aşiret reisi”, “peşmerge” ve “Ortadoğu’nun dansözü-fahişesi” diye aşağılanan bu adam, şimdi aynı resmî ağızlar tarafından, bir devletin başkanı, hem de Türkiye’nin davetini kabul etme “lütfunu” gösterecek kadar engin gönüllü! devlet başkanı olarak sunuluyor!

Irak’ın meşru hükümeti ise işgale karşı efsanevî ve destansı bir direniş sergilemekte!.. Meşru hükümetin direnişini insanımızın nazarında terör faaliyeti ile eşitlemek; ve, terörist, hırsız, vatan haini bir kukla yapılanmayı da meşru yönetim konumuna getirmek...

Şöyle düşünün; Türkiye Amerikan ordusu tarafından işgal edilmiş, bu işgale de Irak destek vermiş olsun. Türkiye’nin cumhurbaşkanı, başbakanı ve Genelkurmay başkanının idaresinde olan sivil ve askerî yönetim bu işgali kabul etmeyip direnme kararı alsın... Türkiye’nin meşru yönetimi işgale karşı savaşırken, Amerika’nın hainlerden oluşturup işbaşına getireceği bir kukla yönetim mi millet iradesini temsil eder, yoksa Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve Yaşar Büyükanıt liderliğinde işgali kabul etmeyip direnen yönetim mi?

Ayrıca kukla yönetimi meşrulaştırmak için hainlik yapan bir komşu Irak sizce ne ifade ederdi?

Ebedî Müttefik
Hadise sadece Başbakanlık başdanışmanı başkanlığında Irak’a giden “diplomatik heyet” ile sınırlı değil! Hemen arkasından “büyük şeytan” Amerika’nın “büyük düşman”ı İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad da Irak’a gidiyor.

İşgal-düşman medyasında haber, “elli yıl sonra tarihî buluşma!” diye iri puntolarla veriliyor.

Talabani dünyanın en meşhur Amerikan işbirlikçilerinden biri değil mi? Hem de ülkesini Amerika ile elele işgal edecek kadar büyük! Yargılanıp kurşuna dizilecek bu hain Amerikancıyla Amerika’nın “büyük düşman”ı İran cumhurbaşkanı nasıl tokalaşır? Onlar medya önünde tokalaşırken Amerikan uçakları da Irak Mücahid Silahlı Kuvvetleri’nin herhangi bir eylemine karşı tepelerinde koruma sağlıyordu. Sanki İran bugüne kadar Talabani gibi işbirlikçiler yüzünden Bağdat’a girememiş de elli yıl sonra girmiş! Bilâkis İran, Batı adına Irak’a açtığı savaşta Talabani gibi işbirlikçileri olduğu halde hiç girememişti.

Peki bu “tarihî buluşma” masalı nedir?

Oluşturulmak istenen imaj, elli yıldan beri Irak’ın yönetimi kesintisiz devam etmekte olup, “ezelî düşmanı” İran, aradaki buzları eriterek Cumhurbaşkanının cebine barış güvercinlerini koyarak Bağdat’a gönderdi.

İran yönetiminin bu hainliğini İran’ın anti-amerikancı vatanseverleri gerektiği gibi değerlendireceklerdir. Amerika “ebedî müttefiki” İran’dan, aynı Türkiye’den olduğu gibi Afganistan’la ilgili yardım da istemiştir. İran da bunu seve seve kabul etmiştir. Amerika-İran savaşından hatta bu savaşın kapıda olduğundan bahsedenler, bakalım “tarihî buluşma”yı nasıl değerlendirecekler? Herhalde insanları dangalak yerine koyarak “Ahmedinejad Amerika’ya rağmen Bağdat’a gitti” demezler. Ahmedinejad’ın tarihî ziyaretiyle Türkiye Başbakanı’nı temsilen Irak’a giden “diplomatik heyet”in aynı anda Bağdat’ta bulunmasına da makul bir açıklama getirirler.

Bütün bunlar olurken ne tesadüftür ki, Amerikan genelkurmay başkanı da Bağdat’ta!.. Amerikan genelkurmay başkanıyla, İran ve Türkiye’yi temsîlen orada bulunan “diplomatik heyetler”in hep beraber Amerikan büyükelçiliğinde “akşam namazı”nı müteakip yemek yediklerini de belirtelim.

Anglosakson-Fars ve Ankara’daki turuncu balkabaklarının oluşturduğu bu ittifakın gayesi, Amerika’nın özellikle şu seçim döneminde kendi kamuoyuna vaadettiği “zafer”in gerçekleşmesi ve Afganistan’daki Taliban’ın oluşturduğu ateş çemberinden kurtarılmasıdır. Irak işgaliyle vaadettiği zafer, Irak devlet başkanı şehid Saddam Hüseyin’i devirdikten sonra “özgürleşen” hain Iraklılardan kendisine bağlı kukla bir yapıyı işbaşına getirmek!..

Teröristbaşı Amerika’nın “zafer kazandım!” demesinin tek yolu bu!

Teröristbaşı ve TSK
Bütün bu hesaplar ve plânlar ışığında tekrar, Irak’ın kuzeyine yapılan operasyona ve bu operasyonu müteakip yaşanan gelişmelere bakarsak...

İçinde barındırdığı Anti-amerikancı ve AB karşıtı unsurlardan dolayı TSK’nın, liberal çapulcu ve laik Batıcı “İslâmcı”ların desteğiyle AKP tarafından yıpratılarak, Batılı demokrasilerindeki ordular gibi “hizaya” getirilmesi operasyonu zaten çok önceden kararlaştırılmıştı.

“Amerika TSK’ya “çık!” dedi, o da Irak’tan çıktı” “Sürü” psikolojisiyle yapılan bu değerlendirmeyi bir kenara bırakırsak;

Amerika’nın “çekil!” demesiyle çekilen bir zihniyetin, operasyonun başlangıç ve bitiş tarihini Amerika’ya söylememesi de mümkün değil. Peki, Amerika TSK’nın yaptığı operasyonun başlangıç ve bitiş tarihini biliyorsa, dünya kamuoyunun önünde niçin onur zedeleyici bir şekilde “çekil!” dedi. Yukarıda bahsettiğimiz, hükümet ve asker tarafından Amerika’ya karşı iç kamuoyuna dönük olarak efelenir gözüken açıklamalar muhtemeldir ki, Afganistan’la ilgili Amerika’nın hükümetle vardığı anlaşmanın gereği olarak, danışıklı dövüş şeklinde devam eden bir tiyatro sahnesiydi. Bu ihtimale göre Amerikan politikaları doğrultusunda yine Amerika’nın isteği ve bilgisi dahilinde ordu Irak’ın kuzeyinde daha uzun bir müddet “konuşlanacaktı”. Bugüne kadar Amerikan politikalarının uygulanmasına “nezaret” eden ordu, bu plâna da “nezaret” edecek ve sesini çıkarmayacaktı.

Yine ihtimaldir ki nüfusun % 90’ına hakim Amerikan düşmanlığını okşayarak yapılmak istenen bu operasyon, Amerika’nın Afganistan’a istediği muharip Türk askeri karşılığında gerçekleştirilecekti. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bir taşla birkaç kuş vurulmak isteniyor; hem kukla Irak yönetimine Türkiye ve İran eliyle meşruiyet sağlanarak Amerika’ya bir “zafer” hediye edilecek, hem de Afganistan’da, Afganistan’ın gerçek sahibi Taliban’a karşı NATO terör örgütünün kıçı toplanacak!..

Amerika’nın Afganistan’da savaşması için asker istemesi yeni değil, daha önce defalarca bu talepte bulundu. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt bu talebe, “Afganistan’a gönderecek bir tek askerimiz dahi yok!” diye karşılık verdi.
Ordu muhtıra verdiğinde veya darbeye meylettiğinde söylenen hep şudur: “Genç Subaylar  Rahatsız!”

Muhtıra verenler ve muhtırayı alanlar, içinde bulundukları durumun izahını yapabilmek için mazeret olarak genç subayların “gazını alma”yı öne sürerler. Nedense Büyükanıt’ın “Afganistan’a gönderecek bir tek askerimiz dahi yok!” açıklamasına hiç kimse, “aslında Büyükanıt paşa, aynı Kore’deki gibi, Afganistan’da da Amerika’nın tutuşan kıçını kurtarmak istiyor, fakat genç subaylar rahatsız. Onun için bunu yapamıyor. Daha ileride Amerika’yı kurtarabilmek için şimdilik genç subayların gazını alabilme gayesiyle Afganistan’a gönderecek tek bir askerimiz yok!” diye izahat getirmedi. Fakat şu bir gerçek ki, ordunun muhtelif kademelerinde, özellikle “çuval hadisesi”nden sonra, Amerika’ya karşı gelişen sesli ve sessiz tutum, Büyükanıt’ın bu açıklamayı yapmasında etkili olduğu gibi, bu sesli ve sessiz tutum sahiplerini de cesaretlendirici bir etki arzetmektedir.
Yine ihtimaldir ki, Amerika’nın yanında, Anadolu’daki millî mücadeleye maddî manevî en büyük desteği veren Afganlı müslümanlara karşı savaşacak tek bir asker olmadığından dolayı, Irak’ın kuzeyinde bir sene “Amerika’ya rağmen” kalma plânı TSK tarafından kabul görmemiştir. Bu ihtimal doğruysa eğer, TSK, “bu operasyon Amerika’nın tutuşan kıçını kurtarmanın karşılığı olarak yapılıyorsa ben oynamıyorum!” diyerek çekildi. Yine bu ihtimal doğruysa, Afganistan’a asker gönderilmesini istemeyen ve bu halleriyle Amerika’yı rahatsız eden ordu içindeki unsurların, Amerikan propaganda makinesinin dişlileri arasında öğütülmesi elzem olmuştur.

Amerikan propagandasının yürütücüsü liberal çapulcu-laik İslâmcı ittifakı bu gayeyle harekete geçmiştir. Bunların yapmak istediklerini sıralamamız gerekirse;
% 90’a varan Amerikan düşmanlığını Amerikan politikalarına karşı az veya çok duruş sergileyen unsurların susturulması ve daha sonra tasfiye edilmesi gayesiyle orduya kanalize etmek.

Bunu yaparken “çekilmeden hükümetin haberi yoktu!” diyerek hükümeti Amerika’dan emir alır görüntüsünden kurtarıp, “Hükümet aslında Amerika’ya rağmen operasyon yapmak istiyordu ama, ordu engel oldu!” görüntüsünü vermek... Özellikle liberal çapulcular örgütünün üst düzey yöneticilerinden olan Cengiz Çandar’ın, “çekilmeden başbakanın  haberinin olmadığına dair elimde bilgi var” açıklamasını başbakanın ilk gün, “haberim vardı” diye tekzip etmemesi gayet manidar!..

“Amerika çık dedi, ordu da çıktı” propagandasıyla operasyona maruz kalan Kürtlerin, “Bizi Amerika kurtardı!” düşüncesini zihinlerinde oluşturmak. Böylece “Kötü Kürt” olan PKK’nın etkisinden Kürtleri çıkararak Amerika’nın kankası olan yasadışı Fetullah terör örgütünün ve AKP’nin yörüngesine sokmak. Eğer mümkünse, ileride ne yapacağı belli olmayan PKK’nın belli başlı kademelerinin tasfiye edilmesiyle bu yörüngede yeni bir Kürt hareketi oluşturmak...

Bu ihtimale bağlı olarak Barzani’nin Kürt halkına, “AKP’ye oy verin çağrısı da düşünülürse” mesele biraz daha netleşir. Kürtleri Amerikan politikaları çizgisine çekme plânı...

Bütün bu oyunlar ve hesaplar içinde bizim tavrımız nedir?

Anti-emperyalist bir çizgide bütün kesimlerin samimilerinin birbirlerinin “kırmızı çizgileri”ne riayet ederek işgale ve sömürüye karşı mücadele stratejisine bağlı olan bizler, gayet tabi Amerika’nın politikalarına ve çıkarlarına zarar verici ufak çaplı hadiseleri dahi büyük bir şevkle destekleriz. Bu büyük satranç oyununda küçük oyunların tarafı olarak emperyalizmin bizim sırtımızdan büyük oyunlar oynamasına izin vermemek tek gayemiz. Biliyoruz ki bugüne kadar işgal ve sömürü, sahte ayırım noktaları kaşınarak, insanımızı bu   bu sahte ayırım noktalarının tarafı yaparak gerçekleşmiştir. Bugün gelinen nokta, yani inkârcı, münafık, mürted AKP bunun en büyük delilidir.

Büyük oynama iddiasında olanların seçtiği muhataplar da büyük olmalı... 
Önümüzdeki hafta, ele aldığımız meselelere Kıbrıs, Kosova, Kuzey Irak ve Musul-Kerkük bağlamında devam etmeye çalışacağız.    

BARAN Dergisi 61. Sayısı’ndan (06-Mart 2008)