![]() |
![]()
|
|||||
Operasyon ve Tarihî Misyon |
||||||
Amerika
sessiz sedasız iki tümen askerini daha Irak’tan kaçırdı...Balkanların Kuzey Irak’ı Kosova Amerika’ya bağlı bir şekilde “bağımsızlığını” ilân etti... Bu gelişme karşısında Rusya gerekirse silah kullanabileceğini söyledi… Amerikalı yetkililer Afganistan’da NATO gücünün çok zor durumda olduğunu ve müttefiklerin yeterince destek vermediğini tüm dünya kamuoyuna duyurdular… Tekel yabancılara satıldı. Türban konusunda cazgırlık yapan CHP’den çıt çıkmadı… Anayasayla üniversitelerde “serbest” bırakılan türban hala serbest değil!.. YÖK Başkanı’nın rektörlere, anayasa hükmüyle sabit olduğu üzere “türbanlı öğrencilerin üniversitede okumasında artık bir mahsur yoktur, üniversite kapılarının öğrencilere artık açın” demesine rağmen Batıcı-laik rektörler, türbanlı öğrencileri üniversitelere almamak için direniyorlar… Bütün bu hengâme içerisinde, silahlı kuvvetler “sürpriz” bir şekilde Irak’ın kuzeyine kara harekatı başlattı. “Sürpriz” dediğimize bakmayın. PKK’ya bağlı internet sitelerinde Silahlı Kuvvetlerin bir kara operasyonu yapacağı, günü ve neredeyse saatine kadar yayınlandı. Daha evvelki sayılarımızda Irak’ın kuzeyine yapılan operasyonların daha çok terörist başı Amerika’yı kurtarmak için olduğunu defalarca belirtmiştik. Yer yer kar kalınlığının iki buçuk-üç metreyi bulduğu coğrafyada bu mevsimde bir kara operasyonunun yapılması ister istemez insanın aklına hemen Sarıkamış’ı getirmektedir. Muhakkak ki Genelkurmay bu operasyonun hafızalarda Sarıkamış’ı canlandıracağını da hesaplamıştır. Bu hesaba göre de Enver Paşa’nın yaptığı hataları yapmamak için azami gayret gösterme çabası içindedir. Peki bu operasyonun hedefi denildiği gibi gerçekten PKK’mıdır, yoksa kamuoyuna açıklanmayan gizli bir hedefi mi vardır? Ankara’nın 5 Kasım’dan sonra Amerika’yla ilişkileri göz önüne alındığında buna bağlı olarak da, bebek katilinin başta Irak olmak üzere işgal ettiği İslâm coğrafyasındaki yenilmişliği düşünüldüğünde, ister istemez insanın aklına bu soru gelmektedir. Operasyonun hangi hedef gözetilerek yapıldığını anlamanın en önemli verisi Irak’ın kuzeyinde Arabın, Kürdün ve Türkün haininin örmeye çalıştığı kukla Siyonist duvara karşı gösterilecek tavır olacaktır. Ehl-i Sünnet Türk ile Ehl-i Sünnet Arabın arasına örülmeye çalışılan Siyonist duvar (Amerikan işbirlikçisi kukla Kürt yönetimi)’ın vereceği fiili tepkiler aslına bakarsanız bu operasyonun hedefini belirlenmesinde de en önemli etken olacaktır. Teknik olarak askerin yoğun kış şartlarında bir haftadan fazla dağlarda kalamayacağı, işi bilen bir çok kişi tarafından ifade edilmekte… Bu hakikat ışığında Irak’ın kuzeyindeki birliklerin bir hafta içinde dönemeyeceklerine göre, o zaman en azından bu operasyon hedefler noktasında ucu açık bir operasyondur. Hedeflerin neler olabileceğini anlamamıza yardımcı olacak en önemli husus, hadiseye Türkiye’den değil de okyanus ötesinden, yani bebek katili Amerika’nın zaviyesinden bakmaktır. 2003 yılından beri Irak’ı işgale devam eden terörist başının, geçen zaman zarfında Irak’ta her hangi bir netice alamaması savaşı kaybettiğinin en önemli göstergesidir. Aynı şey Afganistan için de geçerli… Zaten Afganistan’daki zor durumunu bütün dünyaya haykırmakta. Irak’tan çekilme plânları yapan ve Afganistan’da da topyekûn yok olma sürecine giren Amerika’nın Türk ordusuyla alâkalı plânı şu çerçevede değerlnedirilebilir: - Irak’tan çekilmeyi başarırsa doğan boşluğa Türk Ordusunun yerleşmesini sağlamak, böylece Irak’ın kuzeyindeki siyonist duvarın hamiliğini Ankara’ya vermek. Bundan güttüğü gaye ise Ehl-i Sünnet Arap direnişiyle, Ehl-i Sünnet Türk’ün arasına temizlenmesi belki de on yıllara yayılacak kan sokmak… Çünkü eğer terörist başının bu plânı tutarsa Arap direnişinden Irak’ın kuzeyindeki Amerikan işbirlikçisi yapılanmaya gelebilecek her türlü saldırı, Türkiye’ye yapılmış sayılacağından ordu bir ânda İstiklâl Savaşı veren Irak Silahlı Mücahid Kuvvetleri ile karşı karşıya gelecektir. Yine bu plân çerçevesinde terörist başı Amerika, PKK’yı yalnız bırakarak güçsüzleştirecek, böylece de Türk Ordusu PKK’ya karşı da “zafer” kazanmış olacak!.. Sonraki süreçte de siyasî çözüm… - Mücahid Taliban Silahlı Kuvvetleri karşısında düştüğü beter durumdan dolayı ciyaklayan terörist başı, NATO üyesi Avrupalı müttefiklerinden çatışma bölgesine asker göndermelerini isterken, aslında ilk kastettiği Türk askeridir. ISAF bünyesinde Afganistan’da görev yapan Türk askeri, şu ânda çatışma bölgesinde değil de, daha çok çatışmanın yoğun yaşanmadığı bölgede asayiş görevleriyle meşgul… Terörist başı asayişle meşgul bu birliklerin çatışma bölgesine gelmesini isterken, ayrıca Ankara’dan daha fazla asker için de birkaç kere talepte bulunmuştu. Hatırlanacağı üzere, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, bu taleplerden birine “Afganistan’a gönderecek askerimiz yok” diye cevap vermişti. Irak’ın kuzeyine “yoğun kış şartlarında” operasyon yapılmasına Amerika bahsettiğimiz bu hususlardan dolayı razı olmuştur. Amerika’nın bu plânı Ankara’daki Turuncu balkabaklarıyla yapıp yapmadığını “bilemeyiz” ama evdeki hesabın çarşıya uymayacağını söyleyebiliriz. Afganistan coğrafyasında yaşayan Müslümanlar Anadolu’daki millî mücadelenin en büyük destekçileriydi. NATO bünyesinde, Afganistan’da bulunmak yeterince Türk milletinin onurunun, haysiyetini zedelemişken, bir de çatışma bölgesine gidip Afganistan’ın gerçek sahibi Mücahid Taliban Silahlı Kuvvetleriyle çatışmak, Anadolu’nun alnına sürülebilecek en büyük lekedir. Çanakkale’de İngiliz-Fransız-Anzak ve Yahudi birliklerinden oluşan, işgalci ve sömürgeci Batı ordularını durduran Mücahid Mehmetçiğin maddi manevi en büyük destekçisinin o bölgede yaşayan Müslümanlar olduğu bir ân önce hatırlanmalı. Hindikuş dağlarında sömürgeciye karşı ülkesini savunan vatansever mücahidlerin kim olduğunu hatırlamak yetmez. Mehmetçiğin mücahid vasfını da hatırlamak gerekir. “Mücahid” vasfı unutulduğundan ve unutturulduğundan dolayı işgalci ve sömürgeci kansızlar tarafından Silahlı Kuvvetlerin onuru ve haysiyeti paspas yapılmıştır. Bu operasyonlarla mücahid vasfı ile birlikte, kurucu vasfı da Batı tarafından buradaki işbirlikçi Turuncu balkabakları eliyle yok edilmeye çalışılan ordu, aslını hatırlayıp milletin gerçekten gözbebeği olmadıktan sonra belaların en büyüğüne muhatap olacaktır. Bizim son yaşanan hadiselerde gördüğümüz fayda ‘kim kime karşı ne hesab yapıyor’dan ziyade, İbda Mimarı’nın 1. Irak Savaşı vesilesiyle yaptığı şu tesbitler içindedir: “Türkiye artık daha fazla, “yurtta sulh, cihânda sulh!” politikasında, daha doğrusu politikasızlığında, yaşayamayacaktır…” “Bütün iç ve dış şartlar, Türkiye’nin tarihî misyonunu yerine getirmeye, büyük bir İslâmî zuhura ve İslâm dünyasının liderliğine zorluyor… Bu onun tek varoluş şartı…” Türkiye’nin varoluş şartının tarihi misyonu gereği İslâm dünyasının liderliğine bağlı olduğuna göre, demek ki yok oluş şartı da, İslâm coğrafyasını işgal eden, İslâm milletine soykırım uygulayan bebek katili Amerika’nın kıçında yer almasıdır. Bizim ideolojik olarak mücerred “ordu” kurumuna bakışımız belli… Millet-ordu anlayışı içinde, ordu bizim göz bebeğimizdir. Fakat 28 Şubat’ın Allahsız generalleri değil!.. Orduya gözbebeği olarak bakan bizler, Allahsız generallerin temsil ettiği bir ordunun silahına da inanmadığımız gibi, o silahların karşısında korku tavrı da göstermeyiz. Bugün iyice belli olmuştur ki, Türkiye hafızasını tazeleyerek kim olduğunu, nereden geldiğini ve neye memur olduğunu hatırlamak zorunda! Çünkü varlığını devam ettirmesi buna bağlı. Bütün kurum ve kuruluşları işgal edilmiş, demokrasi oyunuyla sömürgeleştirilmiş bu ülkede kim olduğunu, neye memur olduğunu ilk hatırlaması gereken ordudur. Eğer Mehmedçik “mücahid” vasfını hatırlamanın yolunu bırakıp, “rambo”nun emireri olmayı kabule devam ederse açıkça ifade edelim ki, işgalciyle beraber o da yok olacak; Anadolu işgale ve sömürüye karşı İslâm coğrafyasında verilen savaşın liderliğini üstlenecek “mücahid mehmedçik”i bağrından çıkarmak için bir ân bile tereddüt etmeyecektir. İçinde bulunduğumuz iç ve dış şartlar, her kesimden insanın gerçek bir muhasebe yapmasını gerektirmektedir. Bugün Irak’ın kuzeyine yapılan operasyona “Amerika-Türkiye ortak yapımı” diyenler samimi olmalı. 2003 Irak saldırısını niçin desteklediklerini, Irak Devlet Başkanı şehid Saddam Hüseyin’in Amerika-İngiliz-Anzak sömürgeci ittifakı tarafından suikasta uğramasına niçin alkış tuttuklarını, bugün şikayet ettikleri Amerika’nın Kürdün bin yıllık kardeşi Ehl-i Sünnet Arabı soykırıma tâbi tutarken, niçin dağların tepesinden seyrettiklerinin muhasebesini yapmalılar… Düşmana kapıyı içerden açan Kürt işbirlikçiliğinden bahsetmeliler. Bütün bu muhasebe sonucunda da ortak düşmanın işgalci-sömürgeci terörist başı Amerika ve onun işbirlikçilerinin olduğunu haykırarak, tepkiyi Amerikan büyükelçiliğinden, İncirlik İşgal ve Terör Üssü’nden başlayarak örgütlemeliler. O zaman belli olur, kim gerçekten vatanın bağımsızlığından yana, kim işgale ve sömürüye karşı, kim gerçek işgalci ve sömürgeci, kim işbirlikçi, kim Turuncu balkabağı… Devleti gözleyici bir konumda, iç ve dış şartların zorladığı, Türkiye’yi İslâm dünyasının liderliğine getirecek İslâm devrimini selâmlıyoruz… BARAN Dergisi 60. Sayısı’ndan (28-Şubat 2008) |
||||||